İnsan, yaşadığı yere bakınca önce eksikleri görür. Bozulanı, aksayanı, yarım kalanı… Bu biraz da doğamızın bir parçasıdır. Çünkü insan, düzen ister; yanlış olanın düzelmesini bekler. Fakat bazen bu beklenti, sadece sözde kalır. Eleştiririz ama elimizi taşın altına koymayı pek düşünmeyiz.
Gündelik hayatta sıkça şahit oluruz buna. Kuralsızlıktan yakınırız; ama acelemiz olduğunda kuralın etrafından dolanmayı da marifet sayarız. Çevrenin hoyratça kirletilmesine üzülürüz; fakat küçük bir çöpü yere atmamak için gösterdiğimiz özen, çoğu zaman eksik kalır. Herkesin dilinde bir serzeniş vardır; sorumluluk ise sessizce bir köşede bekler.
Eleştirmek kolaydır. İnsanı yormaz, hesap sormaz. Sorumluluk almak ise içe dönmeyi gerektirir. “Ben ne yapıyorum?” sorusunu usulca insanın önüne koyar. Bu soru, cevabı kadar cesaret de ister. Çünkü insan, kendi payını fark ettiğinde, artık görmezden gelemez.
Toplum dediğimiz yapı, büyük kararlarla değil; küçük davranışlarla şekillenir. Günlük hayatta gösterilen özen, başkasına duyulan saygı, kurallara gönüllü uyum… Bunlar sessizdir ama kalıcıdır. Ne var ki çoğu zaman değişimi yukarıdan bekler, kendimizi bu sürecin dışında tutarız. Oysa toplum, başkalarının kurduğu bir düzen değil; içinde yaşayanların ortak aynasıdır.
Gerçek eleştiri, sorumlulukla birlikte anlam kazanır. Yalnızca dile getirilen şikâyetler zamanla buharlaşır; fakat küçük de olsa üstlenilen sorumluluklar, yavaş yavaş iz bırakır. Belki büyük dönüşümler yaratmazlar ama vicdanı diri tutarlar.
Belki de yapılması gereken, daha az yüksek sesle konuşmak ve biraz daha dikkatle davranmaktır. Çünkü toplum dediğimiz şey, uzak bir kavram değil; her gün içinde yaşadığımız, farkında olarak ya da olmayarak şekillendirdiğimiz bir bütündür. Ve sorumluluk, eleştiriden sonra değil; ondan önce gelmeyi hak eder
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı
Reyhan SEVEN
Eleştirmeyi seviyoruz,sorumluluk almayı değil
📅 13.02.2026 - 22:13
Sefa ÇİÇEK