Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Reyhan SEVEN

Ateşin Coğrafyası

📅 01.03.2026 - 04:43

Ateşin Coğrafyası
Orta Doğu, tarihin en eski sahnelerinden biridir. İmparatorlukların yürüdüğü, sınırların defalarca çizildiği, barışın ise çoğu zaman kısa bir misafir olduğu bir coğrafya. 28 Şubat sabahı ise bu kadim sahne bir kez daha gürültüyle uyandı. Bu kez başrolde İran ve İsrail vardı; perde arkasında ise Amerika Birleşik Devletleri.
Günün ilk saatlerinde İran’ın farklı şehirlerinden patlama sesleri yükseldi. Askerî tesisler, füze depoları ve stratejik noktalar hedef alındı. Saldırının amacı açıkça dile getirildi: İran’ın nükleer programını durdurmak ve İsrail’e yönelik tehditleri ortadan kaldırmak. Ancak Orta Doğu’da hiçbir saldırı yalnızca askeri bir hamle olarak kalmaz. Her bomba, yalnızca bir hedefi değil, bir dengeler ağını da sarsar.
İran’ın cevabı gecikmedi. Balistik füzeler ve insansız hava araçları gökyüzünü kapladı. İsrail’de sirenler çaldı, insanlar sığınaklara indi. Aynı saatlerde Körfez’deki bazı Amerikan üsleri de hedef alındı. Böylece savaşın sınırı, haritalarda çizilen iki ülkenin çok ötesine taşındı. Çünkü bu coğrafyada bir düğmeye basıldığında, zincirin diğer halkaları da ister istemez hareket eder.
Bugün dünya başkentlerinden yükselen seslerin çoğu aynı kelime etrafında dönüyor: “itidal”. Diplomasi, savaşın ardından konuşmaya başlar; fakat çoğu zaman konuşulan şey artık kaybedilmiş bir sakinliğin ağıdıdır. Uluslararası uçuşlar iptal ediliyor, petrol piyasaları tedirgin, diplomatik masalarda ise herkes aynı soruyu soruyor: Bu yangın ne kadar büyüyecek?
Çünkü mesele yalnızca iki ülke arasındaki bir askeri gerilim değil. Bu gerilim yıllardır biriken güvensizliklerin, nükleer tartışmaların, vekâlet savaşlarının ve bölgesel güç mücadelelerinin üzerine kurulmuş bir yapı. Bugün atılan füzeler, aslında uzun süredir biriken bir gerilimin görünür hâle gelmiş şekli.
Orta Doğu’nun kaderi çoğu zaman ateşle yazıldı. Fakat her yeni çatışma bize aynı gerçeği hatırlatıyor: savaşın kazananı yoktur, sadece kayıpları farklı olan taraflar vardır. Şehirler yeniden kurulabilir, anlaşmalar yeniden yazılabilir; fakat savaşın bıraktığı korku ve güvensizlik nesiller boyunca yaşamaya devam eder.
Bugün gökyüzünde dolaşan füzeler aslında yalnızca askeri araçlar değil; aynı zamanda insanlığın hâlâ çözemediği bir sorunun sembolü. Güç mü güvenlik getirir, yoksa güvenlik ancak güven inşa edilerek mi sağlanır?
Orta Doğu yine ateşin ortasında. Ve dünya bir kez daha aynı sorunun cevabını arıyor: Bu ateş sönecek mi, yoksa yeni bir yangının başlangıcı mı olacak?