TABAĞIN DESENİNDE KAYBETTİK SAMİMİYETİ
Geliyor mu evinize bayram şekeri?
Aldınız mı çocuklar için arifelik kesesi?
"Nerede o eski Ramazanlar?" diye diye iç çekerek geçirdiğimiz Ramazan ayının bayram sabahında da "Nerede o bayramların tadı?" diyerek mi uyanacağız?
Arada samimiyet varsa, iki lafın belinin kırıldığı muhabbet varsa her yer gül, çiçek olur. Şimdilerde Ramazan ayının da bayramın da tadının olmayışının sebebi; samimiyetten uzak kalmış aile bağları ve gösterişe kurban gitmiş muhabbetlerdir.
"Orucu açacak bir hurma yahut bir bardak su, karnımı doyuracak bir dilim ekmek yahut bir tabak yemek olsun; bir de ev sahibinin yüzünde gülücük, dilinde tatlı bir sözcük olsun tamamdır, daha ne olsun," derdi büyüklerimiz. Lakin geldiğimiz noktada ev sahibinin derdi gösteriş, misafir gidenin derdi arayış olmuş. Ev sahibi çeşit çeşit sunumluk telaşında, misafir didik didik kusur arayışında. Samimiyetimizi nerede kaybettik derseniz? Bir tabağın deseninde, su bardağının köşesinde, halının püskülünde, tavanın çizgisinde kaybettik. O yüzden artık ne Ramazan ayının tadı damakta kalıyor ne de bayramın şekeri gönülde bal oluyor.
Küslüklerin bittiği bayramlar çok geride kaldı. Şimdi insanlar bayramda daha çok küsüyor birbirine. Sarıp sarmalandığımız bayramlar yok artık; iki lafın belinin değil de dil kemiğinin kırıldığı günlere kaldık. Yozlaştık, değerlerimizden uzaklaştık. Büyüklere saygıyı rafa, küçüklere sevgiyi tavan arasına kaldırdık. "El öpenlerin çok olsun evladım," diyecek büyüğümüz var da el öpen küçüğümüz kalmadı.
Şimdi siz de itiraf edin kendinize: Neyi kaldırdınız rafa? Neyi sakladınız tavan arasına?