Dünyanın en kırılgan coğrafyalarından biri bugün yalnızca topraklarının değil, insanlık duygusunun da ağır bir sınavdan geçtiği bir yer hâline geldi: Filistin. Orada yaşananlar artık sadece politik bir çatışmanın değil, adaletin, vicdanın ve insan onurunun çöküşünün bir göstergesi olarak karşımızda duruyor. Her gün yeni bir acı, yeni bir kayıp ve yeni bir zulüm haberi gelirken, rakamlara sığdırılan hayatlar, aslında birer annenin, birer çocuğun, birer hayalin yok oluşunu anlatıyor. Rakamların dili soğuk; ama orada yaşanan gerçeklik dünyanın kalbine sıcak bir kor gibi düşmeye devam ediyor.
Son dönemlerde artan görüntüler, idam niteliği taşıyan uygulamalar ve sivillerin adeta infaz edildiğini gösteren sahneler, artık insanlığın sınırına dayanmış bir vicdan çığlığı hâline geldi. Ellerini kaldırmış, teslim olmuş bir gencin yaşam hakkının saniyeler içinde elinden alınması, hiçbir hukuka, hiçbir ahlaka, hiçbir insanlık ilkesine sığmıyor. Bu görüntüler sadece orada yaşayanların değil, tüm dünyanın yüzüne tokat gibi çarpıyor. Her görüntü, bizlere sarsıcı bir soruyu yeniden soruyor: “Bir insanın yaşam hakkı bu kadar kolay mı silinir?” Cevabı ise insan kalabilen herkes için çok açık: Hayır. Hiçbir gerekçe, bir masumun infazını meşru kılamaz.
Toplum olarak bu görüntülere neden bilinçli yaklaşmamız gerektiğinin cevabı burada yatıyor. Çünkü şiddetin tekrar tekrar yayımlanması, bazen propaganda aracına dönüştürülmesi, bazen de insanların duyarsızlaşmasına yol açan bir alışma psikolojisi yaratıyor. Bir toplum şiddeti normalleştirmeye başladığında, yarın kendi kapısının önünde yaşanan adaletsizliklere karşı da sessiz kalmayı öğrenir. Çocuklarımız her gün ölümle, infazla, yıkımla iç içe büyürse, şiddetin bir dil olduğunu sanabilir. Oysa toplumların çöküşü savaşlardan önce duyarsızlaşmadan başlar; vicdanın körelmesi, insanlığın en sessiz çöküşüdür.
Bugün Filistin’de yaşanan acı, yalnızca Filistin halkının değil, tüm insanlığın ortak sınavıdır. Orada ağlayan bir çocuk, sadece kendi ailesinin acısını değil, dünyanın ortak yükünü taşıyor. Bir annenin evladının ardından döktüğü gözyaşı yalnızca o annenin omuzlarında değil, insan kalmayı başarabilen herkesin yüreğinde yankılanıyor. Bu yüzden Filistin’de yaşananları konuşmak bir taraf tutmak değildir; insanlık onurunun, yaşam hakkının ve adaletin tarafında durmaktır.
Vicdan, bir gün bize dokunmayacağını düşündüğümüz acılara sırtımızı dönerek ayakta kalmaz. Aksine, zulme karşı gösterilen sessizlik bir gün mutlaka hepimizin kapısını çalar. Bu nedenle bugün yapılması gereken, sessiz kalmamak, gördüğümüz acıyı normalleştirmemek ve her şartta insan onurunu savunmaktır. Çünkü adaletin olmadığı yerde huzur olmaz; bir masumun canının hiçe sayıldığı bir dünyada kimse kendini güvende hissedemez.
Filistin’de yaşananlar bize çok acı bir gerçeği tekrar hatırlatıyor: Zulüm sadece kurbanı öldürmez, izleyeni de insanlığından eder. Bu yüzden unutmamak, susmamak, tepkisiz kalmamak ve insanlığın ortak vicdanını diri tutmak zorundayız. Belki dünyayı bir anda değiştiremeyiz ama en azından zulmün sıradanlaşmasına izin vermeyerek insan kalmayı başarabiliriz. Ve bazen insan kalmak, dünyayı değiştirmenin ilk adımıdır.
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı
Cemile Polat KURNAZ
DÜNYANIN ORTASINDA BİR SESSİZLİK ÇUKURU:GAZZE
📅 07.04.2026 - 13:14
Sefa ÇİÇEK