HAYAT VE SATRANÇ
Birçoğumuz için satranç; 64 kareden oluşan bir tahta ve 32 taşla oynanan sıkıcı bir oyundan ibarettir.
Peki ya size satrancın hayatın ta kendisi olduğunu söylesem? Şöyle ki; satranç tahtası insanın kendine yaptığı o uzun yolculuğu, taşlar ise bu yolda attığı ya da atmayı planladığı adımları temsil eder.
Örneğin; satranç taşlarının her biri bir niyettir. Bir kararı, bir hedefi, bir cesaret anını ya da bir umudu simgeler. Bu taşlarla yapılan hamlelerin kimi temkinli, kimi gözü karadır. Bazı taşlar yolculuğuna küçük adımlarla başlar ama yolun sonunda tahtanın en güçlü figürüne dönüşüverir. Kimi ise başlangıçta en önemli taşken, yaptığı küçücük bir hamle hatasıyla oyun dışı kalır.
Hayat da tam olarak böyle değil midir?
Bazı hamlelerde acele eder, pişman oluruz; bazılarında ise çok bekler, fırsatı kaçırırız. Bazen de attığımız en küçük bir adım, oyunun tüm akışını değiştirir.
Günün sonunda satranç bize şunları öğretir:
* Plan yapın: Plansız ilerlemek sizi sadece yorar.
* Düşünün: Muhakeme edilmeden yapılan her hamle kaybettirir.
* Vazgeçmeyin: Her taş kaybı oyunun sonu değildir. Ayağa kalkın ve elinizdeki taşlarla en doğru hamleyi yapın. Unutmayın; oyunu kazandıran taşların sayısı değil, eldeki taşlarla yapılan doğru hamlelerdir.
* Sabredin: Sabreden her zaman bir adım öndedir.
Bütün bunlara bakınca, satrancın sadece sıkıcı bir oyun olduğunu söylemek mümkün mü? Bu öğretilerin tamamı hayatın ta kedinsi değil mi zaten? Eğer artık sıkıcı gelmiyorsa, haydi satranç öğrenmeye!
Veeee işte Satranç Şarkımız;
Kaleleri alalım,
Köşelere koyalım.
Atlar gelsin yanına,
Filler komşu atlara.
Beyaz vezir süt içer,
Siyah vezir çikolata yer.
Şah oturur yanına,
Piyonlar önlerinde yan yana :)
ESRA ÖZTÜRK