Okumanın Dönüştürücü Gücü: Ne Umduk, Ne Bulduk?
"Okumak" dediğimiz eylem, yalnızca harfleri bir araya getirip kelimeleri çözmekten ibaret olmamalıdır. Okunan metni anlamlandırmadıktan, içselleştirmedikten sonra, hiçbir yazının hayatınıza gerçek bir katkısı olmayacaktır.
Bayburt Üniversitesi'nde tanıştığım çok değerli bir hocamın şu sözü kulaklarımdan silinmez: "Herkesin bildiği bilgi, bilgi değildir." Bu nedenle, sadece popüler olanı değil; kıyıda köşede kalmış, bilinmeyeni de okumak gerekir. Unutulmamalıdır ki, kaleme alınmış her satırın kendine has bir değeri vardır.
Eğitim sistemimizde de sadece belirli başlı yazarların değil, farklı seslerin eserlerine yer verilmelidir. Okutulan her eser tartışılmalı, bir düşünce zemini oluşturulmalıdır. Okuduklarımız bizi düşünmeye itmeli, hatta yeri geldiğinde kendi kemikleşmiş doğrularımızla savaşmaya zorlamalıdır.
Bir kitabı bitirdiğimizde kendimize şu aynayı tutmalıyız: "Ne idik, ne olduk? Ne umduk, ne bulduk?" Kitaplar, kapağı kapatılıp tozlu raflara terk edilmek için okunmaz. Okurken elimizde mutlaka bir kalem olmalı. Sadece hoşumuza giden, romantik cümlelerin değil; bizi zorlayan, "bu yazının sinir ucu neresi?" dedirten can alıcı yerlerin de altı çizilmeli.
İşte ancak o zaman bir kitap yazılma amacına ulaşmış olur ve siz de "gerçek bir okuyucu" olarak etrafınıza farklı dünyaların penceresinden seslenebilirsiniz.
Şimdi ben de size soruyorum: Siz bu okuma serüveninizde ne umdunuz, ne buldunuz?