Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Furkan ALAKUŞ

Kehribar Rengi Bir Hikâye

📅 26.01.2026 - 17:55

Kehribar Rengi Bir Hikâye

Erzurum’da çay, sadece kahvaltıda içilen veya misafire ikram edilen bir sıvı değildir; o, vücudun su oranından daha fazlasını kaplayan, kan grubumuzun yanına "RH Pozitif Çaysever" yazdıran bir hayat iksiridir. Eğer bir Erzurumluya "Kaç bardak içersin?" diye sorarsanız, alacağınız cevap bir sayı değil, bir "durum" bildirir: "Cırılana gadar gardaş!"

Bu işin asıl mühendislik harikası ise kuşkusuz "kıtlama şeker" ritüelidir. Dünyanın geri kalanı şekeri bardağın içine atıp o metalik kaşık sesiyle mahalleyi ayağa kaldırırken, Erzurumlu o sert, billur gibi Erzurum şekerinden minicik bir parça koparıp ağzına bir hazine gibi yerleştirir. O bir lokma şekerle koca bir demliği bitiren Dadaş, aslında ekonominin kitabını sessizce yeniden yazmaktadır.

Çay evlerine girdiğinizde, buğulu camların arkasında adeta bir ayin yaşanır. Masalarda oturan amcalarımız, o ince belli bardağı öyle bir tutarlar ki, sanırsınız ellerinde dünyanın en kıymetli elması var. Başparmak ve işaret parmağıyla bardağın boğazından yakalanan o çay, "hüüüp" sesi eşliğinde içilirken, dışarıdaki -40 derecelik ayazın esamesi okunmaz.

Burada şeker de çay da birer sabır imtihanıdır. Erzurum şekeri öyle marketlerde satılan "çabuk eriyen" cinsten değildir; dişle kırmak için bir azim, dilde tutmak için bir strateji gerekir. Şekerle çayın o muazzam buluşması, damağın en gizli köşelerinde bir lezzet şölenine dönüşür. Limon ise bu hikâyenin en asil konuğudur. İncecik kesilmiş bir dilim limon, o demli çayın içine düştüğü an, Erzurum’un kışı bir anda bahara döner.

Erzurum insanının feraseti de biraz bu çay muhabbetinden gelir. "Çay içen adamdan zarar gelmez" düsturu burada bizzat tecrübe edilmiştir. Çünkü o sıcak bardağı tutup, şekeri ağzında sabırla eriten adamın ne kavgaya vakti vardır ne de kalp kırmaya niyeti. O sadece, yan masadaki tanıdık simaya bakıp, "Hele bir bardak daha içek de kendimize gelek" demenin o tarif edilemez huzurunun peşindedir.

Sonuçta Erzurum’da çay, sadece harareti almaz; o dondurucu soğukta donmaya yüz tutmuş ruhları da çözer. Şekerin kıtlamasında bir alın teri, çayın deminde ise bin yıllık bir kardeşlik hikâyesi gizlidir. Bardağın o ince beline dolanan parmaklar, aslında hayata sıkıca tutunmanın birer provasıdır. Dışarıda kar yolları kapatsa ne olur, içeride gönül yollarını açan bir demlik dolusu dostluk varken? Çayınız kehribar rengi, şekeriniz kıtlama, gönlünüz hep sıcak kalsın!