Türkiye’de Şubat ayı “kışın sonu” diye bilinir. Erzurum’da ise Şubat, kışın ben daha ölmedim deme şeklidir. Burada Şubat ayı gelmez, yerleşir. Sessizce değil, kapıyı tekmeleyerek, kimi zaman kırıp dökerek yerleşir. Şubatta soğuk eksiye düşmez, eksi soğuğa düşer.
Erzurum’da hava durumuna bakılmaz. Çünkü hava durumu sana bakar. Sabah kapıyı açtığında yüzüne tokat gibi bir soğuk çarptıysa, “tamam, Şubat buradaymış” dersin.
Şubat’ta Erzurum’da kirpikler süs olur, kaşlar bembeyaz aksesuar. Telefonu cebinden çıkarmaya korkarsın, şarj donar, telefon senden önce pes eder. Arabayı çalıştırmak ayrı, arabadan inmek ayrı cesaret ister. Kontağı çevirirken dua edilir, motor çalışınca şükür namazına kalkılır.
Ama ne hikmetse Erzurumlu bu aydan şikâyet etmez. Çünkü burada soğuk, insanı kötü yapmaz; mecburen adam eder. Komşuluk Şubat’ta artar, çay daha çok demlenir, “gel içeri üşüdün” cümlesi resmî selamlaşma olur.
Çocuklar mı? Onlar zaten ayrı bir millet. Eldiven kayıp, burun kıpkırmızı ama mutlular. Erzurum’da çocuklar kardan adam yapmaz, kardan heybet yapar. Kartopu burada oyun değil, küçük çaplı tatbikattır.
Şubat ayı Erzurum’un geçmişiyle de uyumludur. Bu soğukta tabyada nöbet tutan adamı düşününce, bugünkü kombiye söylenmeye utanırsın. Boşuna asker memleketi denmez; bu şehir adamı önce dondurur, sonra sağlamlaştırır.
Şubat zor mu? Zor. Ama Erzurum’da Şubat geçince insan kendine güvenmeye başlar. “Bunu yaşadım, artık her yerde yaşarım” hissi gelir. Çünkü Erzurum’da Şubat, mevsim değildir.
Şubat, Erzurum’un filtresidir.