Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Dursun GİZLİ

TARİHİN TEKERRÜRÜ: 6 ŞUBAT DEPREMİ

📅 05.02.2026 - 23:48

6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremler, Türkiye’nin yakın tarihindeki en yıkıcı afetlerden biri oldu. 11 ilde etkili olan bu büyük sarsıntılar, resmi verilere göre 50 bini aşkın insanın hayatını kaybetmesine, yüz binlerce binanın yıkılmasına veya ağır hasar görmesine neden oldu. Milyonlarca insan evsiz kaldı; şehirler, sosyal dokular ve hayatlar derinden sarsıldı.

6 Şubat bu milletin hafızasına kazınmış bir tarihtir. O gün sadece şehirler değil, hayaller, yuvalar, çocukluklar ve umutlar enkaz altında kaldı. Binlerce insan, bir gecede hayattan koparıldı; geriye tarifsiz bir acı ve derin bir sessizlik kaldı.

Bu bir doğa olayıydı; evet. Ancak sonuçları, ihmallerin, hazırlıksızlığın ve yıllarca ötelenen sorumlulukların ağır bedeliydi. Yıkılan sadece beton değildi; güven duygusu, adalet beklentisi ve “bir daha olmaz” inancı da zarar gördü.

Bu büyük sarsıntı, yalnızca bir doğa olayı değil; yapı güvenliği, şehir planlaması, denetim mekanizmaları ve afet yönetimi konularında yıllardır biriken ihmallerin ağır bir sonucuydu. Dayanıksız yapılar, yetersiz kontrol süreçleri ve ertelenen riskler, felaketin boyutlarını büyüttü. Yaşananlar, bilimsel ve sürdürülebilir kentleşmenin bir tercih değil, hayati bir zorunluluk olduğunu bir kez daha gösterdi.

Türkiye’nin deprem gerçeği ise yeni değildir. 1939 Erzincan Depremi yaklaşık 33 bin can kaybına yol açmış, 1999 Gölcük Depremi 17 binden fazla insanın hayatını kaybetmesine neden olmuş, 2011 Van Depremi ise bölgeyi derinden sarsmıştır. Her büyük deprem, ihmallerin bedelini ve alınmayan önlemlerin sonuçlarını tarihimize acı bir not olarak düşmüştür.

Deprem kuşağında yer alan bir ülkede sürdürülebilir çözüm; bilim temelli şehir planlaması, etkin yapı denetimi, afet risk azaltma stratejileri ve toplumsal farkındalığın kurumsal hâle getirilmesiyle mümkündür. Bu bağlamda 6 Şubat’ı anmak yalnızca bir yas değil; aynı zamanda kolektif hafızayı diri tutma ve geleceğe karşı sorumluluğu güçlendirme yükümlülüğüdür.

Çünkü unutmak, travmayı iyileştirmez; aksine yeni felaketlerin zeminini hazırlar. Kaybettiklerimize karşı en temel sorumluluğumuz, bu acıyı tarihsel bir ders olarak muhafaza etmek ve benzer kayıpların tekrarını önleyecek kalıcı politikaları hayata geçirmektir. Unutmak, ikinci bir felakettir.