Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Esra ÖZTÜRK

MÜKEMMELİN EŞİĞİNDE BAŞLAYAMAMAK

📅 07.02.2026 - 22:15

MÜKEMMELİN EŞİĞİNDE BAŞLAYAMAMAK...


Başlamak galiba hepimiz için en zor süreçlerden biri. Bir fikrin var, bir hayalin var ama bir türlü o ilk adım gelmiyor. Zihnin dolu, kalbinde ifade edemediğin korkular, kafanın içinde susmayan acabalar...

Uzun uzun düşündüm. Bizi korkutan neydi? Neden başlamaktan bu kadar korkar olduk? Sanırım sorun isteksizlik değil, tembellik hiç değil.Monotonluğumuzun dışına çıkmanın verdiği korku mu, yoksa nereden başlayacağımızı bilemeyişimiz mi? Ya da asıl sorun, daha başlamadan kusursuz olmaya çalışmak mı?


İlk adımın hemen alkışlanmasını bekliyoruz galiba. İlk özrün hemen kabul edilmesini, ilk ödevin hemen kabul görmesini, ilk işimizin hemen muhteşem kazançlar getirmesini... İlk denemenin "olmuş" sayılmasını umuyoruz. Sanırım bu yüzden eksik, ham ve yarım olana tahammülümüz yok. Oysa her şey biraz eksikle başlamaz mı? Yürümeyi öğrenmeden önce emeklemedik mi? Şakır şakır konuşmayı öğrenmeden önce sesleri taklit ederek çıkarmadık mı?


Belki de bizi durdururan başarısızlık korkusu değil, mükemmel olma zorunluluğudur. Voltaire’in o sert ama dürüst cümlesi geliyor akla: “Mükemmel, iyinin düşmanıdır.”Ne kadar da tanıdık bir düşman bu. İyi olabilecek fikirleri, başlanabilecek hayalleri, sırf kusursuz olmayacaklar diye erteliyoruz.
 

Sırf mükemmel olsun diye defter boş kalıyor, bilgisayar ekranı beyaz... Ve biz hâlâ “biraz daha hazır olayım” diyoruz. Oysa kimse hazır başlamadı. Hiçbir yol ilk adım atılmadan açılmadı ve hiçbir hikâye mükemmel bir ilk cümleyle yazılmadı.


Belki de artık kendimize şunu sormalıyız; Mükemmel olmak mı istiyorum, yoksa gerçekten başlamak mı? Çünkü bazen en büyük cesaret, kusurlu halimizle yola çıkabilmek,BAŞLAYABİMMEKTİR.


Hadi, bugün kendimiz için bir şey yapalım... Mükemmel olmaya gerek yok; en sakar halimizle, mesela bir kalem alalım ve bir hikâye yazalım. İmla hatalarıyla, yazım yanlışlarıyla, özgürce fikirlerimizi dökelim.
 

Ya da yeni arkadaşlarla tanışmak veya dargın olduklarımızla arayı düzeltmek için bir sofra hazırlayıp onları evimize davet edelim. Sofranın kusursuzluğunu, çeşidin çokluğunu düşünmeden, sadece beraber olmayı amaçlayarak...


Ya da güzel bir abdest alıp sabah namazını kılmaya başlayalım.

 

Ya da merak ettiğimiz, yapmayı istediğimiz şeyleri denemeye koyulalım. Mesela amigurumi oyuncaklar yapıp çevremizdeki çocuklara hediye edebiliriz. Belki ördüğün oyuncaklar başlangıçta muhteşem olmayacak ama senin başlamanla onları alan çocuklar kim bilir nasıl mutlu olacak.

Ya da ahşaptan eşyalar yapabiliriz; biraz eğri, belki biraz eksik ama kullanana doğallığı sunacak...

Boncuktan tespihler dizeriz; belki kusursuz olmaz ama alana huzur sağlar.


Mesela uzun zamandır düşündüğümüz ama yapmaya cesaret edemediğimiz odamızın bir duvarını istediğimiz renge boyayabiliriz.

Ya da hayalini kurduğumuz iş için araştırmalarımızı yapıp harekete geçebiliriz.


Ya da... Bilemedim valla, nasıl istersek, ne yaparsak yapalım; mükemmelliği gözetmeden, sadece mutlu olmak ve sevdiklerimizi mutlu etmek için BAŞLAYALIM.

Başlangıçta belki kötü olacak, belki zor olacak ama inanırsak sonu iyi olacak.


İlk kalemi elime almak da zordu, başlarken korkuttu ama işte şimdi son nokta da konuldu...;)
Sevgilerimle,

 

Esra ÖZTÜRK