Ettiği duaya hâlâ cevap
gelmeyenlerin, sustuğu hâlde anlaşılmayı bekleyenlerin, çaldığı kapıda mesai bitene kadar bekletilenlerin; mutluluğu ararken taklaya gelenlerin ve
"Sevmiyorum." deyip kendi
kalbine yakalananların günü resmî olarak başlamıştır.
Sabah dediğimiz şey yalnızca
güneşin doğması değil. Kimi alarmın sesiyle, kimi geçim derdiyle, kimi de daha gözünü açar açmaz zihnine üşüşen meselelerle uyanıyor.
Kiminin cebinde umut, kiminin hesabında eksi var. Kimi bir görüşmeye yetişiyor, kimi hakkının peşinden gidiyor. Kimi sevdiğine kavuşmanın telaşında, kimi sevmediğini söylediği birini özlediğini fark ederek güne başlıyor.
Hayatın tuhaf bir mizah
anlayışı var:
En kesin konuştuğumuz
cümleleri, en çok yaşayarak çürütüyor.
"Gitmem." diyoruz, gidiyoruz.
"Aramam." diyoruz, telefonu elimize alıyoruz.
"Umurumda değil." diyoruz, bütün gün aklımızdan çıkaramıyoruz.
Aklımız karar veriyor, kalbimiz itiraz dilekçesini geciktirmeden veriyor.
Bir de mutluluğunun peşinden koşarken taklaya gelenler var.
Herkesi memnun etmeye
çalışırken kendisini unutan, bir hayat kurarken o hayatın içinde kendisine yer açmayı unutanlar...
İnsan bazen mutluluğu ararken
kendisinden uzaklaşıyor.
Sonra sıradan bir sabahın
ortasında, kahvenin buharına ya da otobüs camına bakarken şu soru beliriyor:
"Ben ne zamandır kendim için
yaşamıyorum?"
Belki de günün en zor sorusu bu.
Öte yanda rızkının peşinde
koşanlar var. Çalışıyor, üretiyor, bekliyor; sonra bazı kapıların anahtarla değil, başka hesaplarla açıldığını görüyor.
Bu, insanın yalnız cebine değil, gururuna da dokunuyor.
Yine de çıkıyor evinden.
Çünkü hayat her zaman adil
davranmasa da insanın yarına dair bir ihtimali oluyor.
Bazen bir dua, bazen küçük bir plan, bazen yalnızca "Bugün başka türlü olabilir." diyebilmek...
Belki insanı ayakta tutan şey, her şeyin yolunda olması değil; yolunda olmayanlara rağmen yürüyebilmesi.
Her insan dönmüyor. Her emek karşılığını hemen bulmuyor. Her dilek istediğimiz biçimde gerçekleşmiyor.
Ama hayat, bunların
hiçbirinde durmuyor.
Büyümek biraz da
bunu öğrenmek:
Birinin seni seçmemesinin, kendini seçmene engel olmadığını...
:!!
Bir kapının kapanmasının bütün
yolların bittiği anlamına gelmediğini...
Ve bazen başkasının açmasını beklediğin kapının anahtarının
kendi cebinde olduğunu.
Çünkü bazı kapılar açılmak için
değil, önünde fazla beklediğimizi fark ettirmek için kapanıyor.
Bazı insanlar hayatımıza kalmak
için değil, bize kendimizi öğretmek için uğruyor.
Bazı cevaplar da istediğimiz
biçimde gelmiyor.
Olsun.
Hayat bütün dilekçelerimizi kabul
etmek zorunda değil.
Bazı başvurular reddedilir. Bazı bekleme salonlarından ismin hiç çağrılmaz. Bazı kapılarda sıra sana gelmez.
Ama hayatın en güzel tarafı şu:
Her şey için onay beklemek
zorunda değilsin.
Bazen kendi kararını
kendin verirsin.
Kalkarsın.
Perdeyi açarsın.
Kahveni koyarsın.
Düne takılıp kalmadan bugüne bir
şans verirsin.
Çünkü yeni bir gün, her şeyin değiştiği anlamına gelmez. Bazen yalnızca insanın kendisine yeniden şans vermesidir.
Ve bugün;
Duasına cevap bekleyenlerin,
Sustuğu hâlde
anlaşılmayı umanların,
Bir kapının önünde ömründen
biraz fazla bekleyenlerin,
Mutluluğu ararken taklaya
gelenlerin,
"Sevmiyorum." deyip kendi
kalbine yakalananların,
Bütün "olmadı"lara rağmen
yeniden başlayabilenlerin…..
Günü resmî olarak başlamıştır.
Başvurular kalpte yapılmış, dilekçeler çoktan yazılmış, sonuçlar henüz açıklanmamıştır.
Ama bugün hâlâ bizim.
Çünkü bazı günler bize hazır
verilmez; biz o günün içinden kendimize bir hayat çıkarırız.
Ve şimdi...
Bütün gecikmelere, bütün reddedilişlere, bütün yarım kalmışlıklara rağmen hayat devam ediyor.
Öyleyse dosyayı kapatın.
Kalemi elinize alın.
Bugünün kararını siz verin.
Gün resmî olarak başlamıştır.