RENKLERİMİZ NEREDE ?
Son günlerde psikolojinin tozlu raflarından süzülüp aramıza katılan zarif bir soru var: “Bu kişiyi hangi renkle tanımlarsın?”
Aslında bu soru, karşımızdakinin kim olduğundan ziyade, bizim ruhumuzda hangi kapıyı araladığıyla ilgili. Birine "Mavi" dediğimizde ona sadece bir renk takmıyoruz; "Sana güveniyorum, senin yanında kıyıya ulaşmış gibiyim," diyoruz. "Sarı" dediğimizde, içimizdeki üşüyen yanların onun neşesiyle ısındığını itiraf ediyoruz.
Carl Jung’un dediği gibi; renkler bilinçaltımızın dilsiz sembolleridir.
Biz insanları renklendirirken aslında kendi iç dünyamızın haritasını çıkarırız.
Siyahın Sınırı, Grinin Yorgunluğu
Fakat farkında mısınız? Son zamanlarda paletimizdeki o cıvıl cıvıl tonlar kurudu. Artık birbirimizi anlatırken turunculara, morlara pek uğramıyoruz. Varsa yoksa siyah ve gri...
Birini siyah diye tanımladığımızda, aslında onun gizeminden çok, araya koyduğu o aşılmaz duvarlardan ve içimizdeki "bilinmezlik" korkusundan bahsediyoruz. Gri dediğimizde ise ne tam bir kahkaha ne tam bir hıçkırık; bir tür "duygusal arafta kalma" halini betimliyoruz.
Peki, gerçekten etrafımızdaki herkes mi renksizleşti? Yoksa bizim hayatı izlediğimiz o pencerenin camları mı islendi?
Belki de birilerini siyahla suçlarken, aslında kendi bakışımızdaki karamsarlığı ona yansıtıyoruz. Belki de kirli olan karşımızdaki kişinin karakteri değil, bizim hayata baktığımız o isli gözlüklerimizdir...
Unuttuğumuz bir gerçek var; insan, tek bir kutuya sığmayacak kadar büyük bir mucizedir.Aynı insan sabahın köründe kırmızı kadar öfkeli, öğle sıcağında yeşil kadar dingin, akşamüstü ise lacivert kadar derin olabilir.
İnsanları tek bir tona hapsetmek, bir ormanı sadece tek bir ağaçtan ibaret sanmaktır. Oysa hayatın tüm renkleri, birbirinin içine geçtiğinde anlam kazanır.
Bugün Bir Başlangıç Olsun mu BİZE?
Madem bahar kapıda, madem doğa uyanmak için gün sayıyor, biz de yüreğimizdeki o tozlu renk paletini çıkaralım ortaya. Başkalarını "renksiz" diye yaftalamadan önce, kendi gözlüklerimizi o şefkatli suyla, yani anlayışla temizleyelim.
Kendi içimizde kaybettiğimiz o parlak sarıyı, çocuksu maviyi yeniden bulalım ki; başkasına baktığımızda siyahın ardındaki cevheri görecek cesaretimiz olsun.
Sabah uyandığımızda güne, hayata ve içindeki tüm tonlara kocaman bir günaydın diyerek uyanalım mı?
Dilerim ki bu bahar sadece doğa değil insanoğlunun yüreği ve bakış açısı da renklenir ♥️
ESRA ÖZTÜRK