"Saygısız" diye etiketlediğiniz kişi belki de sadece haklarını savunmak istiyordur ve sizin karşınızda yine de sabır gösteriyordur.
"Sorumsuz" diye etiketlediğiniz kişi belki de o alanda çalışmak istemiyordur ve siz onu mecbur bıraktığınız için yine de çabalıyordur.
"Duygusuz" diye etiketlediğiniz kişi belki de sizin yarattığınız algı oyunlarını görmüştür ve size istediğinizi vermemek için tepkisizliği seçiyordur.
Adına "yargılar dünyası" dediğimiz bir yer var. Orada suçlama, hakaret, küçük düşürme, etiketleme, eleştirme, karşılaştırma ve teşhis koyma adaları var.
Çoğu insanı o adalara sürgün ediyoruz bunu kendimizce oluşturduğumuz ahlak yargılarımız ile yapıyoruz.
Ahlak yargıları ile değer yargılarını birbirine karıştırıyoruz. Değer yargıları, hayata nasıl daha iyi hizmet verebileceğimiz ile ilgili inançlarımızı yansıtır: dürüstlüğe, özgürlüğe veya barışa değer verebiliriz.
Ahlakçı yargılar ise bu değer yargılarımıza uymayan insanlarla ve davranışlar ile ilgili vardığımız hükümlerdir.
Suçlamak, etiketlemek, karşılaştırmak kolaydır . Zor olan ise şefkatli iletişim dilidir. Eğer sağlıklı bir iletişim dilimiz varsa hüküm vermeden önce gözlemleriz ve davranışın arkasındaki görünmeyeni görürüz. İşte o an tüm duvarlar yıkılır ve kalpler yumuşar bakış açısı değişir.
Mevlana'nın da dediği gibi: " Doğru ile yanlışın ötesinde bir yer var. Orada buluşalım."
