Köşe Yazısı

Masadaki Kalabalık, Duvardaki Sessizlik: "Bilmiyorum" Demenin Hafifliği

Şu an tam olarak nerede olduğunuzu biliyorum. Bir masanın başında, muhtemelen bir ekranın karşısında oturuyorsunuz. Başınızı biraz kaldırsanız, duvarda o renkli, uçları hafifçe kıvrılmış not...

11.02.2026 - 15:21 3 dk'da okuyabilirsiniz.
Masadaki Kalabalık, Duvardaki Sessizlik: "Bilmiyorum" Demenin Hafifliği
Halime BİNGÖL
Halime BİNGÖL
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Halime BİNGÖL
Yazarın tüm yazılarını görüntüle
AYIN YAZISI
Şu an tam olarak nerede olduğunuzu biliyorum. Bir masanın başında, muhtemelen bir ekranın karşısında oturuyorsunuz. Başınızı biraz kaldırsanız, duvarda o renkli, uçları hafifçe kıvrılmış not kağıtlarını göreceksiniz. Kiminde acil bir not, kiminde yarım kalmış bir fikir, kiminde ise artık ne anlama geldiğini bile unuttuğunuz bir telefon numarası... Bazen o masanın başında dünya durur gibi olur. Ekrana bakarsınız ama kelimeler birbirine karışır. İçinizden bir ses "hadi, üretmelisin" diye baskı yaparken, kalbinizden bir ses "şu an sadece durmak, hatta hiçbir şey bilmemek istiyorum" diye bağırır. Zihniniz o kadar karışıktır ki, bir sonraki adımı atmak imkansız gelir. Eğer şu an böyle hissediyorsanız, omuzlarınızdaki o hayali yükü yere bırakmanın vakti gelmiş demektir. Çünkü her şeyi bilmek, her soruya anında bir yanıt vermek ve her boşluğu bir başarı hikayesiyle doldurmak zorunda olduğumuz o görünmez sözleşmeyi biz imzalamadık. Modern dünyanın bize dayattığı "her an hazır olma" hali, aslında zihnimizdeki o renkli not kağıtlarının yapışkanını kurutan şeyin ta kendisi. "Bilmiyorum" demek, sanılanın aksine bir teslimiyet veya yetersizlik değil, bilinçli bir alan açma eylemidir. Zihninizdeki o kalabalık masayı bir kenara itip, üzerine temiz ve beyaz bir örtü sermektir. Duvardaki o notlar size cevap bekleyen inatçı sorular gibi bakarken, onlara dönüp "Sıranızı bekleyin, şu an sadece buradayım ve cevabı bilmiyorum," diyebilmek büyük bir özgürlüktür. Unutmayalım ki bizler birer algoritma değil, insanız. Ve insanlar bazen sadece durur. En yaratıcı fikirler de genellikle zihin ağzına kadar doluyken değil; o "bilmiyorum" dediğimiz boşluk anlarında, sessizce süzülerek gelir. Eğer şu an o masanın başında donup kaldıysanız, kendinize şu küçük lütfu tanıyın: Ekranı karartın. O çok önemli görünen "yapılacaklar" listesinin üzerini şimdilik hayali bir kalemle çizin. O duvardaki renkli kağıtların yarattığı görsel gürültüyü susturun ve sadece derin bir nefes alın. , "bilmiyorum" demek bir zayıflık değil, bir davettir. Meraka, yeni öğrenmelere ve en önemlisi, kendinize karşı dürüst olmaya bir davet. Bırakın o duvar bir süre boş kalsın. Bırakın masadaki kalabalık kapının dışında beklesin. Siz sadece o yarattığınız boşlukta nefes alın. Unutmayın; en gürültülü masalar bile, üzerine bir sessizlik örtüsü serildiğinde dinlenmeye çekilir. Sizin bu bilinçli sessizliğiniz, belki de bir sonraki en büyük üretiminizin filizlendiği yer olacaktır.

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Halime BİNGÖL

Zamanın Ritmi ve Odalardan Taşan Yeni Sesler

Yazıyı Oku
Yazel Yüsra ÖZNALÇIN

“El de bir âlem”

Yazıyı Oku
Cemile Polat KURNAZ

KUSURLARIYLA SEVMEK

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

NEREYE KOŞUYORUZ?

Yazıyı Oku
Yazel Yüsra ÖZNALÇIN

Belki bir şiirde buluşur, aynı mısrada dost oluruz.✨

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Yatılıda Kalmak

Yazıyı Oku