Genel

ZİYAN

Bir ülkenin neden gelişemediğini anlamak için her zaman ekonomiye, enflasyona, döviz kuruna ya da siyasi tartışmalara bakmak gerekmiyor. Bazen cevabı çok daha basit bir yerde aramak gerekiyo...

04.10.2026 - 13:49 4 dk'da okuyabilirsiniz.
ZİYAN
Mehmet KIRMIZIBİBER
Mehmet KIRMIZIBİBER
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Mehmet KIRMIZIBİBER
Yazarın tüm yazılarını görüntüle


Bir ülkenin neden gelişemediğini anlamak için her zaman ekonomiye, enflasyona, döviz kuruna ya da siyasi tartışmalara bakmak gerekmiyor.

Bazen cevabı çok daha basit bir yerde aramak gerekiyor:İnsan kaynağımızı doğru yerde kullanıyor muyuz?

Çocukları sevmeyen öğretmenler sınıflarda, insanı anlamayan doktorlar hastanelerde, insan psikolojisinden habersiz psikologlar danışma odalarında, üretme ve uygulama becerisi zayıf mühendisler teknik kadrolarda görev yapıyorsa, burada yalnızca bireysel bir başarısızlıktan söz edemeyiz.

Bu, bir ülkenin geleceğini doğrudan ilgilendiren büyük bir problemdir.Bugün birçok genç, yıllarca süren eğitim hayatının ardından meslek seçimini çoğu zaman yeteneğine veya ilgisine göre değil, aldığı puana göre yapıyor.

Puanı yetiyorsa öğretmen oluyor, mühendis oluyor, doktor oluyor. Fakat bir mesleği yapabilmekle o mesleği hakkıyla yapmak arasında büyük bir fark var.

Çocuklarla iletişim kurmayı sevmeyen bir insanın iyi bir öğretmen olması ne kadar mümkün?İnsanı dinlemeyen, anlamayan bir doktorun yalnızca tıbbi bilgisiyle iyi bir hekim olması yeterli mi?İnsan ruhunu anlamayan bir psikoloğun, karşısındaki insanın hayatına gerçekten dokunabilmesi mümkün mü?El becerisi, merakı ve üretme isteği olmayan bir mühendisin yalnızca diplomasıyla ülkeye teknoloji kazandırmasını beklemek gerçekçi mi?

Aynı soruyu akademi için de sormak gerekiyor.Ekonomiye, üretime, girişimciliğe ve yeniliğe ilgi duymayan bir insan profesör unvanına sahip olduğunda, yalnızca bu unvan ülke ekonomisine yeni bir fikir kazandırmaya yeter mi?

Yetmez.Çünkü kalkınma, unvanların çoğalmasıyla değil, nitelikli insanların doğru alanlarda değerlendirilmesiyle gerçekleşir.Bir ülkenin en büyük sermayesi petrolü, doğalgazı veya madenleri değildir. En büyük sermayesi insanıdır.

Fakat o insanı doğru değerlendiremiyorsanız, sahip olduğunuz en büyük zenginliği de heba ediyorsunuz demektir.

Bugün belki de eğitim sistemimizde sormamız gereken soru şudur:“Bu öğrenci kaç puan aldı?”sorusundan önce,“Bu öğrenci neye yetenekli, neyi seviyor ve hangi alanda topluma daha fazla katkı sağlayabilir?”sorusunu sormalıyız.Çünkü yanlış meslekte çalışan bir insan yalnızca kendi hayatını zorlaştırmaz. Aynı zamanda toplumun ondan alabileceği katkıyı da azaltır.

Sevmediği işi yapan öğretmen bir çocuğun merakını öldürebilir.İşini yalnızca bir görev olarak gören doktor, hastasının güvenini kaybedebilir.İnsan psikolojisini anlamayan bir psikolog, yardım bekleyen bir insanı daha da yalnızlaştırabilir.

Üretme heyecanı olmayan bir mühendis, ülkenin ihtiyaç duyduğu yeniliği ortaya koyamayabilir.

Ve bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya yalnızca mutsuz çalışanlardan oluşan bir toplum değil, potansiyelini tam olarak kullanamayan bir ülke çıkar.Elbette herkes mesleğini büyük bir tutkuyla yapmak zorunda değildir. Hayatın gerçekleri, ekonomik şartlar ve çalışma koşulları da insanları etkiler.

Ancak bir ülkenin eğitim ve istihdam politikası, insanları yalnızca sınav puanlarına göre sınıflandırmak yerine onların yeteneklerini, karakterlerini, ilgilerini ve gelişme potansiyellerini de dikkate almalıdır.

Çünkü mesele yalnızca “kim hangi bölümü kazandı?” meselesi değildir.Mesele, kim hangi alanda değer üretebilir? meselesidir.

Belki de yıllardır yanlış soruya cevap arıyoruz.“En yüksek puanı kim aldı?” diye sormak yerine,“Bu ülkenin geleceğini kim daha iyi inşa edebilir?”diye sormalıyız.Çünkü ülkeler yalnızca iyi okullar, büyük binalar ve yüksek diplomalarla gelişmez.

Ülkeleri ileri taşıyan; yaptığı işi seven, sorumluluk alan, üreten, düşünen, araştıran ve yeteneğini toplumun yararına dönüştüren insanlardır.Ve unutmayalım:Bir insanı yanlış mesleğe yerleştirmek yalnızca o insanın hayatından yıllar çalmaz; bir ülkenin geleceğinden de çalar.

Belki de gerçek kalkınma, tam olarak burada başlar:Doğru insanı, doğru işle buluşturabildiğimiz gün.

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Muhammet ARSLAN

Yahudiler ile Savaş

Yazıyı Oku
Yazel Yüsra ÖZNALÇIN

Terk-i Diyar.

Yazıyı Oku
Ahmet Turan AKSOY

EMANETİ TÜKETMEK

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Erzurumun yeni markası “PIRLİYİR” sizlerle

Yazıyı Oku
Halime BİNGÖL

Çözülmeyen Düğümlerin Gecesi

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Geceler Uzar, Karanlıklar Koyulaşır

Yazıyı Oku