Köşe Yazısı

Namlunun Gölgesinde Kaybolan Komşuluk: Nerede O Eski Töremiz?

Son günlerde Kahramanmaraş’tan ve Şanlıurfa’dan gelen haberler, sadece asayiş bültenlerinin birer satır başı değil; aslında toplumsal dokumuzun aldığı ağır yaraların birer nişanesidir. Topra...

16.04.2026 - 09:54 2 dk'da okuyabilirsiniz.
Namlunun Gölgesinde Kaybolan Komşuluk: Nerede O Eski Töremiz?
Sefa ÇİÇEK
Sefa ÇİÇEK
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Sefa ÇİÇEK
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

 

Son günlerde Kahramanmaraş’tan ve Şanlıurfa’dan gelen haberler, sadece asayiş bültenlerinin birer satır başı değil; aslında toplumsal dokumuzun aldığı ağır yaraların birer nişanesidir. Toprağın bereketiyle, sütün helaliyle harmanlanmış bu kadim şehirlerimizde patlayan silah sesleri, sadece hedefindekini değil, "insanlığımızı" da yaralıyor.

Bizler; "Bir insanı yaşatan, tüm insanlığı yaşatmış gibidir" düsturuyla büyümüş, komşusu açken tok yatmayı ar saymış, husumetin arasına bir tülbent atıldığında durmayı bilen bir geleneğin mirasçılarıyız. Peki, ne oldu da o vakur sabrımızın yerini barut kokusu, sağduyumuzun yerini ise kör bir öfke aldı?

Anadolu’nun ruhu olan örf ve adetlerimiz, sadece bayramlaşmak ya da düğün yapmak değildir. Bizim töremiz; zor anlarda "can" olmayı, haksızlık karşısında elif gibi dik dururken, komşu hakkı söz konusu olduğunda vav gibi bükülmeyi öğretir. Maraş’ın "Sütçü İmam" vakarı, Urfa’nın "Halil İbrahim" sofrası; kavgayı değil, paylaşmayı ve kardeşliği emreder.

Bugün geldiğimiz noktada, sokak ortasında çekilen silahlar sadece kişisel bir hesaplaşma değildir; bu, mahalle kültürümüze, birbirimize olan güvenimize ve "emanet" bilincimize sıkılmış bir kurşundur. Bir anlık öfkenin bedelini, geride kalan yetim çocuklar, gözü yaşlı analar ve huzuru kaçmış şehirler ödüyor. Oysa bizim medeniyetimizde "yiğitlik", tetik çekmekte değil; öfkeyi yutmakta, adaleti hukukta aramakta ve barışı tesis etmektedir.

Toplum vicdanı bugün derin bir "Eyvah!" diyor. Silahın soğuk yüzüyle değil, merhametin sıcak yüzüyle ayağa kalkma vaktidir. Eğer biz bu toprakların gerçek sahibi olduğumuzu iddia ediyorsak; adaleti sokak aralarında değil, vicdanımızın en derininde ve devletin hukukunda aramalıyız.

Unutmayalım ki; barut kokusu dağılır ama geride bıraktığı vicdan azabı nesiller boyu silinmez. Şimdi durup düşünme ve o kadim, birleştirici töremize sarılma vaktidir. Çünkü biz, nefretin değil; sevginin ve kardeşliğin toprağıyız.

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Ceyhun SERÇEMELİ

Önce Sabah Namazı, Sonra Zafer Kutlaması

Yazıyı Oku
Mine Aras Nalkıran

Hayatın Değişmeyen Müfredatı: İKRA!

Yazıyı Oku
Zeynep DİRLİK

Kintsugi ve İnsan Olmak

Yazıyı Oku
Halime BİNGÖL

Zamanın Ritmi ve Odalardan Taşan Yeni Sesler

Yazıyı Oku
Yazel Yüsra ÖZNALÇIN

“El de bir âlem”

Yazıyı Oku
Cemile Polat KURNAZ

KUSURLARIYLA SEVMEK

Yazıyı Oku