İklim Krizi Kapımızda: Türkiye Ekonomisi Bu Yükü Kaldırabilir mi?Son yıllarda hepimizin de farkında olduğu gibi; mevsimler değişti/kaydı, kışlar ılık ve yağışsız, yazlar ise nefes alınmayacak kadar sıcak geçiyor. Çoğumuz bunu sadece meteorolojik bir "hava durumu" diyerek geçiştiriyor olabiliriz. Ancak madalyonun her zaman iki yüzü vardır. Çevresel değişimin ülke ekonomisinde yarattığı ve gelecekte çok daha sert hissedeceğimiz ve ödenmesi güç bir fatura var. Çevresel faktörler, artık sadece doğaseverlerin gündemi olmaktan çıktı ve bizzat cüzdanımız oldu. Enflasyonumuzu ve büyüme rakamlarımızı etkileyen birer ekonomik aktör olmuştur. Gelin, çevre ile ekonominin kesiştiği bu kritik viraja, hem doğrudan hem de dolaylı etkilerini birlikte irdeleyelim.Doğrudan Etkiler: Üretim Hattında Doğa EngeliÇevresel faktörlerin ekonomiye ilk ve en sert darbesi, doğrudan üretim mekanizmaları üzerinden oluyor. Bunun en net görüldüğü yer ise tahıl ambarı olarak bilinen Anadolunun temel geçimi olan ve karnımızı doyuran tarım sektörü.* Tarımda Kuraklık ve Gıda Enflasyonu: Türkiyenin Akdeniz Havzası'nda yer almadığından dolayı iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerdendir. Azalan yağışlar ve kuruyan yeraltı su kaynakları, tarımsal verimliliği doğrudan vuruyor. Örnek olarak; ismini vermek istemediğim bir ABD menşeili Bursada faaliyet göstere bir firma şehri besleyen en önemli su damarlarından birisine sondaj vurmuş ve firma faaliyetlerinde çeşitli işlemler için kullanmıştır. Bu işlem neticesinde uzun yılların ardında söz konusu su kaynağının kuruması yada yeterli seviyenin altına düşmesi neticesi ile ilgili firma, Türkiyedeki faaliyetini sonlandırarak farklı bir ülkeye taşınmıştır. Bu durum, arzın azalmasına ve dolayısıyla çarşı-pazardaki gıda enflasyonunun kronikleşmesine yol açıyor. Su sıkıntısı sadece tarlayı değil, hidroelektrik santrallerimizi de etkileyerek enerji maliyetlerini yukarı çekiyor.* Turizmin Çehre Değiştirmesi: Ülkemizin bacasız sanayisi turizm, doğrudan iklim ve çevre koşullarına bağlıdır. Gerek sıcak deniz hasretlisi Ruslar gerekse Avrupalı turistler sahillerimizin tadını biliyor. Fakat bu sahillerde de aç gözlü bazı kimseler ve doğal yollarla yaşanan sorunlar vardır. Güney sahillerimizde her yıl ciğerimizi yakan orman yangınları, aşırı sıcaklar nedeniyle turistlerin seyahat alışkanlıklarının değişmesi veya deniz salyası (müsilaj) gibi çevre felaketleri, milyarlarca dolarlık turizm gelirini doğrudan tehdit ediyor.* Altyapı ve Afet Maliyetleri: Sıra dışı hava olaylarının (ani seller, fırtınalar) artmasıyla birlikte maliyetler de artmaktadır. Yıkılan köprüler, hasar gören yollar ve su altında kalan organize sanayi bölgeleri, devlet bütçesine doğrudan ve plansız bir tamirat yükü bindiriyor. Dengelenmeye çalışılan bütçenin öngörülemez maliyetler karşısında dayanabilirliği güçleşiyor.Dolaylı Etkiler: Küresel Ticaret ve Görünmez FaturalarÇevresel faktörlerin asıl sinsi ve uzun vadeli etkileri ise dolaylı yollardan, makroekonomik dengeleri sarsarak geliyor.* Avrupa Birliği ve "Sınırda Karbon" Riski: Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı Avrupa Birliği. AB'nin hayata geçirdiği Yeşil Mutabakat kapsamında, sürdürülebilir üretim yapmayan veya yapamayan ülkelerden alınan ürünlere Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile ek vergiler getiriliyor. Eğer sanayimizi yeşil enerjiye ve düşük karbon emisyonuna entegre edemezsek yada etmezsek, tekstilden otomotive, demir-çelikten kimyaya kadar en güçlü olduğumuz sektörlerde bile rekabet gücümüzü kaybedebilir, milyarlarca dolarlık ihracat gelirinden mahrum kalabiliriz.* Sağlık Harcamaları ve İş Gücü Kaybı: Hava kirliliği, su kalitesinin düşmesi ve aşırı sıcaklar halk sağlığını doğrudan bozuyor. Solunum yolu hastalıklarının yanı sıra ortaya çıkan çeşitli pandemi hastalıkların artması, devletin sağlık harcamalarını (SGK yükünü) artırırken, hastalanan veya aşırı sıcaklarda verimli çalışamayan iş gücü nedeniyle sanayide ve hizmet sektöründe ciddi bir etkinlik ve verimlilik kaybı yaşanıyor.* Finansmana Erişim ve Yeşil Fonlar: Artık küresel finans dünyası, çevreye duyarlı olmayan projelere kredi vermekten kaçınıyor. Türkiye'deki şirketlerin ve kamu projelerinin uluslararası piyasalardan uygun faizli fon bulabilmesi, "yeşil dönüşüm" kriterlerine ne kadar uyulduğuyla doğrudan bağlantılı hale geldi. Çevre politikanız zayıfsa, dış borçlanma maliyetiniz artıyor demektir.Özetle; Çevre, ekonominin "lüks" bir alt başlığı değil, bizzat temelidir. Doğa ile zıtlaşarak sürdürülebilir bir kalkınma, sürdürülebilir bir büyüme yakalamak imkansızdır.Türkiye olarak, ekonomik büyüme modellerimizi acilen çevresel gerçeklerle uyumlu hale getirmek zorundayız. Çevreye yatırım yapmak, sadece doğayı korumak değil; Türk lirasını, ihracatçıyı, çiftçiyi ve tüketicinin cebini korumaktır. Unutmayalım ki, bu gün yeşil dönüşüme harcanmayan her bir kuruş, yarın karşımıza katlanmış bir çevre felaketi faturası olarak çıkacaktır.

Sefa ÇİÇEK