ZAMANIN SİLGİSİ: YAŞAMIN İZLERİ SİLİNİRKEN
İnsanoğlunun en kadim korkusudur unutulmak. Bu yüzden mermer sütunlar diktik, devasa kütüphaneler kurduk, adımızı taşlara kazıdık. Var olduğumuza dair dünyaya kanıtlar bırakmak istedik. Ancak bugün, her şeyin her zamankinden daha hızlı aktığı bir çağda, yaşamın izlerinin ne kadar çabuk silindiğine hayretle şahitlik ediyoruz.
Sadece fiziksel bir silinişten bahsetmiyorum. Bir kentin silüetinin değişmesi, doğup büyüdüğümüz sokaktaki o eski komşu evinin yıkılıp yerine ruhsuz bir beton yığınının dikilmesi işin sadece görünen kısmı. Asıl trajedi, yaşanmışlıkların kokusunun ve tınısının havadan çekilip gitmesi.
Hafızanın Yorgunluğu
Eskiden bir hatıra, bir vesikalık fotoğrafın sararmış kenarlarında ya da bir mektubun kıvrımlarında on yıllarca saklanırdı. Şimdilerde ise her şeyi kaydediyoruz ama hiçbir şeyi muhafaza edemiyoruz. Dijital galerilerimiz binlerce fotoğrafla dolu olsa da, o anların ruhu sanki bir ekran kaydırmasıyla uçup gidiyor.
Yaşamın izleri silinirken, sadece hatıralarımızı değil, o hatıraları anlamlı kılan derinliği de kaybediyoruz. Toplum olarak bir tür "kolektif unutkanlık" hastalığına tutulmuş gibiyiz. Dün bizi derinden sarsan bir olay, bugün başka bir gündemin altında ezilip yok oluyor.
Neyin Peşindeyiz?
Peki, bu siliniş bir son mu? Yoksa hayatın kendi içindeki o meşhur dengesi mi? Belki de doğa, yeniye yer açmak için eskinin tozunu alıyordur. Fakat bizler, bu hız döngüsü içinde "iz bırakma" telaşına düşerken, yaşamayı ıskalıyoruz.
Asıl iz, bir binanın üzerine kazınan isim değil; bir insanın yüzünde bıraktığınız içten bir tebessümdür. Asıl iz, bir sofrada paylaşılan o samimi kelamın yankısıdır. Betonlar yıkılır, yazılar silinir, dijital veriler çöker; ancak kalbe değen o ince sızı nesiller boyu fark edilmeden taşınır.
Veda Değil, Devir Teslim
Belki de kabullenmemiz gereken şudur: Yaşamın izleri silinmek zorundadır. Tıpkı kumsaldaki ayak izlerinin denizin gelgitine teslim olması gibi... Eğer o izler silinmeseydi, bizden sonrakilere yürüyecek temiz bir alan kalmazdı.
Önemli olan, izlerin kalıcılığı değil, o izleri bırakırken ne kadar "sahici" olduğumuzdur. Zamanın devasa silgisi üzerimizden geçerken, geriye bırakacağımız en büyük miras, bir zamanlar burada gerçekten, tüm varlığımızla bulunmuş olmaktır.
