Genel

Modern İnziva: Kendimizi mi Dinliyoruz, Yoksa Sesimizi mi Bastırıyoruz?

Modern İnziva: Kendimizi mi Dinliyoruz, Yoksa Sesimizi mi Bastırıyoruz? ​Günümüzün en sinsi salgını ne bir virüs ne de fiziksel bir illet. Bu hastalık, adına "modern yalnızlık" dediğimiz, gö...

18.02.2026 - 21:22 3 dk'da okuyabilirsiniz.
Modern İnziva: Kendimizi mi Dinliyoruz, Yoksa Sesimizi mi Bastırıyoruz?
Meryem YARAR
Meryem YARAR
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Meryem YARAR
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Modern İnziva: Kendimizi mi Dinliyoruz, Yoksa Sesimizi mi Bastırıyoruz?

​Günümüzün en sinsi salgını ne bir virüs ne de fiziksel bir illet. Bu hastalık, adına "modern yalnızlık" dediğimiz, gönüllü bir esaret biçimi. Sokaklarda, kafelerde, hatta aynı evin içindeki koltuklarda yan yana duran ama ruhsal olarak kilometrelerce uzakta olan insanlar görüyoruz. Artık kimse kimsenin gözünün içine bakarak derin bir nefes almıyor. Herkes, sanki gizli bir emir almışçasına, üzerine karanlığın örtüsünü çekmiş durumda.

​"Kendimi Dinliyorum" Yanılgısı

​Günün zorunlu işlerini, o bitmek bilmeyen mesaileri ve sosyal rolleri yerine getirdikten sonra bir köşeye çekiliyoruz. Sorsalar; "Biraz kafa dinleyeceğim," diyoruz. Ama o sessizlik anında asıl dehşet başlıyor. Çünkü modern insan, kendi zihninin içindeki o çıplak sesle baş başa kalmaktan korkuyor.

​Tam o noktada, teknolojik cihazlarımız imdada (?) yetişiyor. Kendimizi dinlediğimizi iddia ettiğimiz o değerli vakitleri;

​Anlamsız bir oyunun seviyelerini geçmeye çalışarak,

​Sonsuz bir döngüde kaydırdığımız kısa videolarla (reels),

​Başkalarının vitrin hayatlarını izleyerek harcıyoruz.

​Bu bir dinlenme değil, bir uyuşturma seansıdır. Ruhumuzun açlığını, piksellerden oluşan abur cuburlarla doyurmaya çalışıyoruz.

​Yalnızlık mı Bizi Kovalıyor?

​Peki, biz mi kendimizi bu yalnızlığa itiyoruz yoksa yalnızlık mı yakamıza yapışmış durumda? Aslında her ikisi de. Dünya giderek bireyselleşmeyi bir başarı gibi sundukça, biz de kalelerimizin kapılarını sıkıca kapattık. Ancak bu kalelerin içinde özgür değil, mahpusuz. Teknolojinin sağladığı o sahte sosyalleşme illüzyonu, gerçek bir dokunuşun, samimi bir sohbetin yerini tuttukça daha da yalnızlaşıyoruz.

​Karanlığın örtüsünü üstümüzden atmanın vakti gelmedi mi?

​Gerçekten kendimizi dinlemek istiyorsak, o ekranın ışığını söndürmek zorundayız. Çünkü hakikat, parmağımızı ekranda yukarı kaydırdığımızda karşımıza çıkacak olan bir sonraki videoda değil; o videoyu izlememek için direndiğimiz anki sessizlikte gizli.

​Zihnimiz bir pazar yeri gibi gürültülü hale geldiğinde, ruhumuzun sesini duymamız imkansızdır. Kendimizi dış dünyaya kapatırken, aslında kendi iç dünyamıza da mı kapıları kilitliyoruz? Bu soruyu sormak, iyileşmenin ilk adımı olabilir.

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku