DİJİTAL KAPI , ESKİ TOKMAK
Kapı tokmaklarına Asılı Kalan Çocukluğumuz…
Sahi o eski bayramlar Nereye Gitti?
Televizyonun camından sızan o "şeker tadında" reklamlar olmasa, takvimdeki kırmızının farkına varamayacak hale geldik.Oysa bir zamanlar bayram reklam ajanslarının kurguladığı 20 saniyelik bir klip değil, sokağın başından duyulan kolonya kokusu ve gıcırdayan bayramlık pabuçların sesiydi.
Bugün geldiğimiz noktada, direk aramak yerini "müsaitsen arayabilir miyiz?" mesajları, kapı zilinin yerini ise soğuk ekran bildirimleri aldı: “BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLARIM."
Gönül kapılarımızdan önce, dijital kapılarımızdan onay bekler olduk. Mesaja cevap verilirse bir sonraki bayramda da aynı mesaj kopyala yapıştır yapılır. Yok eğer mesaja geri dönüş yapılmadıysa o kişi mesaj listesinden çıkarılır.
Sahi BAYRAM ne demekti?
Bayram demek, sofranın her gelenle biraz daha uzaması, sandalyelerin sıkışması, kahkahaların birbirine karışması demekti. Şimdilerde ise en çok kullanılan bayram mesajı, bir tatil beldesinden gönderilen "Şehir dışındayız" notu oldu.
O Büyük Sofraların Sırrı Neydi?
Aslında kaybettiğimiz şey sadece bir gelenek değil,birbirimizin gözünün içine bakma cesaretimiz. O bayram sabahlarında sadece büyüklerin ellerini öpmezdik.Biz o ellerde şefkati, o ellerde geçmişin hikayesini, o ellerde sığınacak bir liman olduğunu hissederdik. Küçüklerin gözlerinden öperken, onlara "sen bu ailenin neşesisin" mesajını sözsüz verirdik.
O küçücük kutuların (telefonların) içine sığdırmaya çalıştığımız koca bir bayram ruhu, aslında o kutulara sığamayacak kadar büyük.
Çünkü:
Bayram; bir toplu mesajın soğukluğu değil, "Hadi geliyoruz" demeden kapıda beliren o tatlı sürprizdir.
Bayram; ekran arkasından gönderilen bir "emoji" değil, tülbent kokulu babaannelerin, sert bakışlı ama içi yumuşacık dedelerin dizinin dibidir.
Bayram; sadece bir tatil fırsatı değil, kopan bağları tazelemek, küskünlükleri o meşhur bayram şekerinin hatırına bir kenara bırakmaktır.
Sahi, Nerde O Eski Bayramlar?
Cevap aslında çok uzağımızda değil. O bayramlar hala bıraktığımız yerde, yani kalbimizin en samimi köşesinde duruyor. Belki bu bayram bir değişiklik yaparız. Mesaj atmak yerine zili çalarız. "Müsait misin?" diye sormak yerine, "Özledim, geldim" deriz.
Çünkü hayat, 20 saniyelik reklamlara sığmayacak kadar değerli ve sevdiklerimizin sıcaklığı, hiçbir yüksek çözünürlüklü ekranın veremeyeceği kadar gerçek. Gelin, bu bayram kapılarımızı kapatmadan birbirimize de açalım. Bayramı şeker tadında yapan şey kutudaki çikolata değil, sofradaki o paha biçilemez kalabalıktır.
İyi bayramlar….
Gerçek ve içten kutlanan bayramların olması dileğiyle...
ESRA ÖZTÜRK
