Erzurum Gastesi Köşe Yazarı
Mine Aras Nalkıran
YALNIZLIĞIN HAM HALİ
27.04.2026 - 08:00
14,922 Okunma
"Ne için geldim bu dünyaya?" diye sorgularken, yalnız başına vereceğin tüm mücadelelerin aslında senin asıl geliş amacın olduğunu anlıyorsun. Nasıl mı?
Kalabalık sokaklarda yürürken hiç kimsenin bakışına denk gelmeden, ardından gelen bir seslenişe kulak vermeden geçip giderken insan; yalnızlık için yaratıldığını anlıyor. Hayat, her kalbin tek başına verdiği o gizli mücadeleye şahitlik etmektir. İçine düştüğün bir hâlin silüetine bürünüyorsan, o kalıp içinde şekil alıyor ve sığmaya çalıştığın o sınırları dünyan belliyorsun. O kalıp, artık senin biricik yalnızlığın oluyor.
Girdiğin yol senin nezdinde dünyalara bedel bir imtihan da olsa, kalabalıklar içinde bir "hiç"tir o. Çünkü herkes sadece kendi derdine yanıp kendi kabuğunu kırmakla meşgul. Kalabalık içinde yalnızlaşmak tam olarak budur: Herkes seni duyuyor ama hiç kimse seni anlamıyor. Çünkü herkes manzarayı kendi penceresinden izliyor. Bakışların hapsolduğu cephe hangi yöne bakıyorsa, dünya ancak o kadardır. Sen hiç güneye bakan bir evin, kuzeyden gelen soğukla üşüdüğünü gördün mü?
Herkesin kendi penceresinden görebildiği kadardır senin derdin. Dünyaya geldiğimiz ilk an çığlık atarak ağlayışımızın sebebi, belki de bir ömür boyu peşimizi bırakmayacak o yalnızlık hissinin ilk sancısıdır; sesimizi duyurmaya çalışma çabasının en ham hâlidir.
Bu yüzden, kalabalıklar içinde sessizce haykırmaktansa kendi sesinin tonuyla irkilmek, bir başına düştüğün derdin içinde kendi düşüncelerini demlemek çok daha evladır. Yalnızım diye üzüldüğün o çerçeve içinde, en azından kendi sesini duyacak kadar sessizlik var. Ya kendi sesini bile duyamayacak kadar büyük bir kalabalık içinde yankısız kalsaydın?
