BİR ÜTOPYA MÜMKÜN MÜ?
Dün Erzurumspor’un başarı kutlamasındaydım.
Kalabalığın içindeydim ama aslında sadece kutlamayı izlemiyordum; insanları izliyordum.
Ve gördüklerim, bir toplumun aynası gibiydi.
Herkes bir adım öne geçmenin derdinde.
Kendi çocuğunu, başkasının çocuğunu ittirerek en öne taşımaya çalışanlar…
Arkadan yükselen küfürler, saygısız sözler…
Kadınların rahatsız edildiği, insanların birbirini ezerek ilerlemeye çalıştığı bir karmaşa…
O an şunu düşündüm:
Biz gerçekten böyle bir dünyaya mı razıyız?
Sonra zihnimde başka bir dünya kurdum.
Orada insanlar yarışmıyor, yer açıyor.
İtmek yerine, “buyurun” diyor.
Çocuklar öne geçsin diye kavga edilmiyor; aksine herkes bir adım geri çekilip çocuklara alan bırakıyor.
Kadınlar tedirgin değil, güvende hissediyor.
Kimse sesini yükseltmiyor çünkü saygı zaten herkesin ortak dili.
O dünyada güçlü olan, gücünü göstermek için değil, korumak için var.
Zayıf olan ezilmiyor; aksine destekleniyor.
Başarı, başkalarının omuzlarına basarak değil, emekle elde ediliyor.
Herkes her işi yapmaya çalışmıyor.
Bir marangoz, elinden çıkan eserle değer görüyor.
Bir öğretmen, bir çocuğun hayatına dokunduğu için alkışlanıyor.
Kimse “daha yüksek” diye başka bir yere zorla taşınmıyor; herkes olduğu yerde en iyi olmanın peşinde.
Kurallar var, ama baskı için değil; adalet için.
Saygı var, ama zorunluluktan değil; içten geldiği için.
Ve en önemlisi…
O dünyada insanlar birbirine tahammül etmiyor, birbirini önemsiyor.
Şimdi soruyorum:
Bu sadece bir ütopya mı?
Yoksa dün o kutlamada, herkesin saygı gösterdiği, önce gelenin hakkının korunduğu, kimsenin kimseyi ezmeden yerini bildiği bir düzen mümkün mü?
Belki de mesele büyük değişimler değil.
Belki de mesele, kalabalığın içinde bile insan kalabilmek.
Çünkü ütopyalar uzaklarda değil…
Onlar, bizim günlük davranışlarımızın içinde saklı.
ESRA ÖZTÜRK
