İnsan İnsana Yara mıdır, Merhem mi?
hayat bazen bazı şeyleri yaşayarak öğretir bizlere…! Yaşarken de içimizde yaralar açılır. yaralar her darbe de derinleşir ve içimizde ki kuytu yere yuva yapar. Yoksa hayat, hep aynı köşe başında, hep aynı fırtınayla mı bekler bizi?
Herkesin hayatında en az bir kez sorduğu o kadim soruya çıkıyor yollarımız: Yaralı insanlar birbirlerinin ilacı olabilir mi?
Hep Aynı Yerden mi Vurulur İnsan?
Çoğu zaman evet. Dünya, bizim hassas noktalarımızı ezberleyen bir öğretmen gibidir. Güven dediğimiz yerden, sadakat beklediğimiz o kuytulardan ya da en çok değer verdiğimiz o aidiyet hissinden vuruluruz. Bunun sebebi dünyanın zalimliği kadar, bizim de kırıldığımız yere gösterdiğimiz o istemsiz ve çocuksu sadakattir. İnsan, farkında olmadan eski yarasını iyileştirecek şifayı yine aynı türden sınavlarda arar. Aynı sokaklara sapar, aynı ses tonuna aldanır.
Peki, düştüğümüz o dipsiz kuyudan, dizlerimizde derman kalmamışken tekrar ayağa kalkma gücünü nereden buluruz?
aslında insanın en büyük ilacı kendisidir...! İnsan, kendi acısının sınırlarını keşfettiğinde, o acının onu öldürmediğini gördüğü an doğrulur. Güç, dışarıdaki bir elden ziyade, içerideki o "devam et" fısıltısında saklıdır.
Kabuk Bağlamak, Unutmak mıdır?
Kanaması durmuş bir yara, eskisi gibi acı vermez belki; ama sızlar. Bir kış soğuğunda, tanıdık bir şarkının girişinde ya da sadece rüzgarın yönü değiştiğinde o eski sızı kendini hatırlatır. Mekanın ve zamanın ruhu, o yaranın koordinatlarını çok iyi bilir.
Kabuk bağladı diye her şey bitmiş midir? Hayır. Kabuk, iyileşmenin değil, sadece korunmanın başladığının kanıtıdır. Altındaki dokunun hala zamana ve şefkate ihtiyacı vardır. Kabuk bağlayan geçmiş, bitmiş bir hikaye değil; sadece üzerine basıp yürüyebileceğimiz bir basamaktır artık.
Merhem mi, Yara Bandı mı?
Gelelim o en can alıcı, bizi kendimizle yüzleştiren soruya: Yaralı başka biri senin yarana merhem olur mu, yoksa o sadece bir yara bandı mıdır?
İki yaralı insanın yan yana gelmesi, dünyanın en tehlikeli ve aynı zamanda en mucizevi karşılaşmasıdır. Eğer iki insan da kendi acısının sorumluluğunu alıp, diğerinin gözlerinde kendi yansımasını görebiliyorsa, orada muazzam bir şifa başlar. Birbirinin canını acıtmadan, sessizce aynı dilden susabilirler. Birinin eksikliğini diğeri kendi varlığıyla değil, anlayışıyla sarar. İşte bu, merhemdir.
Ancak, kendi içimizdeki o boşluğu, yalnızlık korkusunu ve sızıyı dindirmek için birini hayatımızın merkezine koyuyorsak; ona duyduğumuz şey ihtiyaçtan ibaretse, orada tehlike çanları çalıyor demektir. Kendi yarasını sarmaktan aciz bir ruh, karşısındakini sadece o kanamayı gizleyecek bir yara bandı olarak kullanır.
Yaramızı kapatmak için kullandığımız yara bandı işlevi bitince kendi elimizle söküp atarız. Atarkende aldığımız ilk darbe, ilk acı sanki bu gün alınmış gibi acısını hissederiz. Yara bandı geçicidir. . Bir insanı yara bandı yapmak, onun da bir kalbi, onun da kendine ait bir sızısı olduğunu unutup, onu kendi acımızın hizmetkarı kılmaktır. Bu ise şifa değil, bencilce bir avuntudur.
Ona gerçekten ihtiyacın var mı? Hayır. Kimsenin bir başkasına "yaranı sarsın" diye ihtiyacı yoktur. İnsanın sadece kendi şifasına yoldaşlık edecek bir dosta, bir dosta açılan samimi bir kalbe ihtiyacı vardır.
Eğer bir gün birinin elini tutacaksanız, bunu yaranızı saklamak için değil; o elle birlikte rüzgara karşı yürümek için yapın. Bırakın yaralarınız birbirine çarparak iyileşsin, birbirini kapatarak değil. Çünkü gerçek şifa, maskelerin arkasına saklanmakta değil, o yaraları cesurca taşıyabilmektedir.
YARALARINIZIN ARKASINA SAKLANMAYI BIRAKTIĞINIZ AN HER ŞEY DEĞİŞECEKTİR. BİR TIRTIL OLMAKTAN ÇIKIP KELEBEK OLMAYA BAŞLAYACAKSINIZ…!
ŞİİR KOKAN DÜŞLER…!
MERYEMCE…!
