Erzurum Gastesi Köşe Yazarı
Nebi Emrah ŞENLİK
Tüketmek Üzerine Bir Takım Mülahazalar
30.05.2026 - 14:05
351 Okunma
Öncelikle tüm okurlarımızın mübarek Kurban Bayramı’nı kutlarım. Birliğin, beraberliğin, hoşgörünün, yardımlaşmanın ve kardeşlik ruhunun baki olduğu nice bayramlar temennisiyle başlamak istedim bu yazıya.
Geçen yazımızda, şikâyet ettiğimiz hâlde bir türlü düzeltemediğimiz sorunların varlığından bahsetmiştik. Bu sorunların temelini irdelerken, tam da bu sorunları kökten çözmek için gelen dinimizin bayramını yaşadığımız günlerdeyiz. Sistem dediğimiz bu düzenin (düzensizliğin düzeni) verdiği en büyük zararlardan birisi tartışmasız topluma yerleşen "tüketme" alışkanlığıdır. Sadece cüzdanımızdaki paranın hareketinden ibaret olmayan bu anlayış, her şeyi ama her şeyi birer "meta"ya dönüştüren bir zihniyettir. Öyle ki maddenin ötesini ve sınırlarını aşmış insanı, hatta direkt insanlarla olan ilişkilerin de maddeye dönüştürülerek tüketildiği bir dönemi yaşamaktayız. Bunun o kadar türlü örneği var ki bahsederken bile insanı huzursuz ediyor. Ancak maalesef alıştırılmış olduğumuz tüketim çılgınlığı, tüm tüketim hâllerini normalleştirdiği için bu durum da normal görülmeye başlandı.
Bazen sadece bir mala daha ucuz ulaşmak için, bazen daha statülü bir makam için, bazen daha iyi bir meslek için, bazen daha iyi bir evde oturmak için, yani kısaca daha iyi olan herhangi bir şey için insan tüketir bir hâle nasıl geldik; şapkamızı önümüze koyup bir düşünmemiz gerekiyor. Artık neye sahip olduğumuz üzerinden değerlendirildiğimiz, "kim olduğumuzun" ise geri planda kaldığı bir ahlaki çözülmenin içindeyiz. Düşünmemiz gerekiyor diyorum çünkü; insanları, insanlarla olan güzel ilişkileri tükettiğimizin bile farkında olmayacak kadar her şeyi tüketir bir hâle geldik. Sistemi yöneten dev şirketlerin, tüketim kültürünün ve algoritmaların zihnimizi kodlayarak bize dayattığı "sahte ihtiyaçlar" yüzünden, tükettikçe sistemin içinde daha fazla kayboluyoruz. Bunu fark etmemiz; içimize, kalbimize, ruhumuza dönmemiz gerekiyor.
Türk edebiyatının yaşayan efsanelerinden üstat İsmet Özel'in şiirinde dediği gibi:
"Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!"
Her şeyi tüketirken; evimizden, kalbimizden, şarkıdan o kadar uzaklaştık ki Eşref-i Mahlûkat olan insanoğlunu bir et parçasından öteye göremez olduk. Ne ara körleştik bu kadar, ne ara bilemez olduk komşumuzun aç yattığını? Aç yatan komşunun bile kapitalizmin bir çarkı olan sosyal medyada tüketildiği bir içerik olduğu günlere ne ara geldik? Algıların kodlandığı bu dijital düzende, ölümler ve doğumlar ne ara bu kadar anlamsızlaştı? Cenazeler ne ara bir WhatsApp durumundan öteye geçemez oldu?
Biz bu ruhu nerede kaybettik? Neyi tüketirken insanlığımızı tükettik? Soralım bu soruları kendimize, bir "dur" diyelim bu tüketim çılgınlığına. Evet insanız; bazen aldanıyor, bazen aldatıyoruz, bazen yanlış yapıyor, bazen yanlışa düşüyoruz; ancak hâlâ nefes alıyorsak, sonsuz bir ümit vardır bir sonraki nefesin doğru olması için.Tüketmenin felsefesi üzerine hâlâ düşünecek bir sürü nokta var. Düşüncelere dalarken şu an yazıyı noktalayacağım, büyük şair İsmet Özel'in Amentü şiirini dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum:
"İnsan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.
Dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmayacak..."
