Bu dünyada en çok hangi duygudan nefret ediyorsun diye sorsalar; "özlemek" derdim.
Bu kelimenin karşılığı ağırdır. Bu duygu karşısında gerçekten insanın burnunun kemiği sızlar. Kalbinin orta yerinde koca bir boşluk vardır ve insan her an o boşluğa düşmekle imtihan olur. Yaşarsın ve yaşadığın her güzel anın içinde, yitirdiğin o eksik parçanın peşinde koşarken bulursun kendini.
Özlemek; zamanın içinde kaybolmuşların acı ıstırabıdır. Yitirirsin bazı şeyleri; bir daha telafisi olmayacağını bildiğin an başlar özlem.
Gideni özlersin, gidenden kalan eşyayı özlersin, gidenin sevdiği meyveyi özlersin...
Eline bir fotoğraf tutuşturulur hasret gider diye; sen oturur o fotoğrafın içindeki günü özlersin. Vişne ağacından düşen ekşi tadı, ocakta kaynayan suyun tıkırtısını, gardırobun gıcırtısıyla uyandığın sabahları özlersin. Bir şarkı duyarsın, kulaklarının pası silinir lakin o şarkının hatırlattığı günde kopan fırtınanın içinde üşürsün.
Rüzgâr eser ılık ılık, başkasına serinlik olur ama sana kasırga vurmuş gibi yıkılırsın.
Gidenler hangi tarihte giderse gitsin senin için zamansızdır. Çünkü sen hâlâ yaşamını sürdürdüğün için ona ihtiyacın bitmemiştir. Gidenin muhtaçlığı bitmiştir ama kalanın muhtaçlığı her seferinde yüzüne tokat gibi vurur.
Özlemek, sadece gidene değildir; gidenle birlikte uzaklaşan her şeydir. Görünürde tek bir şeye yahut tek bir kişiye hasret kalınır. Ama işin özünde sen gönlünden gidene, ömründen gidene, vişne ağacının dibine dökülene, evin yanan lambasına, bahçedeki çamaşır tutturduğun mandala, halının tozuna, kırılan çay bardağına hasret kalırsın.
Giden sadece kendi gitmemiştir; sanki ardında ona ait her şeyi sürükleyerek peşinden götürmüştür. O gidişin ardından baktığın çaresiz bakışlar, senin ömrünün en has parçası olur.
İşte bu yüzden hiç sevmem özlemeyi. Çünkü sizin burada okuduğunuz her kelimeyi ben burnumun kemiği sızlayarak yazdım.
Burnumun kemiği sızlayarak düştüm bir vişne ağacının dibine…
8 Mart 2013'te giden Anneme…
9 Mayıs 2026'da giden Anneanneme...
Rahmetle...
