Genel

Aşkın sırrına ermek

AŞKIN SIRRINA ERMEKSu üstüne yazı yazmak… Su üstüne yazı yazmak adlı eserin yazarı Muhyiddin Şekur son zamanların en önemli tasavvuf ve tarikat yolunun önemli isimlerinden yalnızca biri. İns...

02.06.2026 - 11:19 5 dk'da okuyabilirsiniz.
Aşkın sırrına ermek
Ahmet Aydemir
Ahmet Aydemir
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Ahmet Aydemir
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

AŞKIN SIRRINA ERMEK

Su üstüne yazı yazmak…

               Su üstüne yazı yazmak adlı eserin yazarı Muhyiddin Şekur son zamanların en önemli tasavvuf ve tarikat yolunun önemli isimlerinden yalnızca biri. İnsana mantıksal olarak ilk bu terimi duyduğunda insan su üstüne yazı yazılır mı? Düşüncesine kapılır. Aslında işin içerisine girildiğinde bırakın su üstüne rüzgâr üzerine, dağlara, toprağa, taşlara, bitkiler üzerine yani yaratılışa bile yazılır. Bu konuyla ilgili en güzel örnek ve kanıtı yaradılışın kusursuz güzelliği Kur’an-ı Kerim’in incilerinden olan Rahman Suresi'ni örnek verebiliriz. 

               Askın sırrına ermek önce yaratıcıyı tanımak gerekir. Sonra yaratılanı tanımak yani insanı ve canlıları tanımak daha sonra tabiatı tanımak gerek. Bu yolda amacın ne olduğunu da öğrenmek gerekir. Muhyiddin Şekur’da kitabında “o en dışın dışında, en için de içindedir.” Der. Tabi bize öğretilen ise Allah’ın şah damarından daha yakın olduğunun farkına varmak gerekir. 

Aşkın sırrına âşık olmak…

               Yaratılan insanların ilk peygamberi Hz. Âdem ve ondan sonra gelen yüz yirmi dört bin peygamberin amacı sadece aşktı. Peygamberlerden sonra ki dönemlerde gelen sahabeler ve daha sonrası âlimler aşkın sırrına ermek için bu geçici rüyadan insanları uyandırmak için hayatları boyunca nefsi ve insani duygularla mücadele etti ve bizlerde onların bizlere bıraktığı bu emaneti gelecek nesillere bırakmak için bu bayrağı onlardan devr aldık. 

Tasavvuf denilince akla Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Niyazi Mısri, Hallac-ı Mansur, İbrahim bin Edhem,(kadılıktan dervişliğe geçti aşkını buldu) felsefi ve sosyoloji düşünceye sahip olan İmam Gazali ve daha niceleri bu yolda insanları Aşkın inceliklerini anlatarak ve yazarak günümüze kadar bu öğretiler gelmiştir.                 

                Tasavvuf konusunu inceleyecek olursak yüzlerce kitap yazsan insan kendini tanımadan bu aşka eremez. Örnek verecek olursak Annemarie Schimmel’in “tasavvuf Notları” adlı eserinde kısacık bir söz vardır ki şöyle “Tasavvuf, Salih amel ve iyi ahlaktır. Sufi ise hiç olmaktır. Yani tasavvufun hiçlik makamıdır ki bu yolda yok olmaktır. İlahi aşkla ilgili benim de konum olan Hoca Ahmet Yesevi ile kısaca devam etmek isterim. Bu konu da birçok menkıbe vardır. Menkıbe şöyle;

                “Hızır a.s. birgün Hoca Ahmet Yesevi ile dergâhta otururken dervişlerinden olan Süleyman Hâkim ata ve diğer dervişlerini ormana odun toplamaya ormana gönderir. O sıra da yağmur yağmaya başlar. Herkes odunlarını getirirken Hâkim ata henüz gelmemiştir. Hocası onu merak eder ve Hızır a.s. ile birlikte dışarı çıkar ve onu beklerler. Biraz sonra o da gelir ki üstü başı sadece su içerisinde sadece odunlar kuru kalmıştır. Bu gören Hızır a.s. ve hocası neden böyle yaptığını sorar ve verilen cevap düşündürücü ve bir o kadar da hiçliğin göstergesidir. Cevap şu şekilde dir. “hocam bu ocağa ıslak odun yakışmaz. Ben ısladım ama bu dergâh ta ıslak odun yanmaz.” 

Başka bir menkıbe ise kalbin kime ait olduğunun örneğidir. Yine Hoca Ahmet Yesevi’ den nakledilir.               

            “Hoca Ahmet Yesevi’nin bir tek oğlu vardır. Dönemin azgın toplulukları onun bu manevi büyüklüğünü kıskanmaktadır ve türlü türlü oyunlar oynamaktadır ve her defasında başarısız olurlar. Yine günlerden bir gün kirli oyunlar içerisinde olurlar ve bu sefer gözlerini kan bürüyerek intikam peşine düşerler. Hain planları işlemektedir. Hoca Ahmet Yesevi’nin küçücük oğluna gözlerini dikerler. Oyun oynamak için dergâhın dışına çıkan oğlu İbrahim, bu nasipsizlerin elinde can verir ve başını keserek dergâha gönderirler. Tabi baba yüreği bu olay Hoca Ahmet Yesevi’nin içine doğmuştur. Sepetin içerisinde hoca’ya verilen biricik yavrusunun nazik başını gören baba dayanılmaz bir acıya evine gider. Günler geçer bu acıyı iyice yüreğinde hisseden Hoca Ahmet Yesevi bir gün bu acıyla yatarken rüya âleminden bir uyarı alır. “ Ey Hoca Ahmet sen bir kalbe nasıl iki sevgi sığdırabilirsin.” Bu uyarı üzerine hemen uyanan Ahmet Yesevi yaptığı hatanın farkına varır ve Tevbe ederek kalbin sahibine duasını ederek bu yolun ne kadar meşakkatli olduğunu bizlere bir örnek mahiyetinde gösterir.                 

                Unutmamak gerek Allah sabredenleri sever ve korur. Mükâfatı ebedi hayatta...                 

                Sağlıcakla kalın.     

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Nebi Emrah ŞENLİK

Bilgi Çağında Algı

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Erzurum... Ele Sevirem ki Seni...Hele Bir Selam Sal...

Yazıyı Oku
Rüveyda SOLAKOĞLU

SAHİ YİTİRDİK Mİ TÜM UMUDUMUZU?

Yazıyı Oku
Muhammet ARSLAN

Temiz Çevre , Temiz Gelecek !

Yazıyı Oku
Yazel Yüsra ÖZNALÇIN

Resmen Başlanmıştır.

Yazıyı Oku
Muhammed Can CEYLAN

KUKLA

Yazıyı Oku