Semaverin Hikâyesi
Erzurum'da semaver yalnızca çay kaynatmaz; ömrü kaynatır. Dumanı göğe yükselirken muhabbeti yere indirir.
Hele yaz gelip de Palandöken'in etekleri yeşile bürününce, Abdurrahman Gazi'nin serin yamaçlarında, bağda, bahçede, mesirede, çardağın gölgesinde bir semaver tüttü mü bilin ki yalnız çay değil; dostluk demlenmeye, hatıralar dile gelmeye başlamıştır. Uzun ve çetin kışların ardından gelen o kısa yaz günleri, Erzurum'da semaverin etrafında ömrün en bereketli vakitlerine dönüşür.
Bizim diyarda semaver, yalnızca bakırdan yapılmış bir çay ocağı değil; bir hanenin resmidir, bir ailenin hikâyesidir.
Altındaki fokur fokur kaynayan gövde, evin kaynanasıdır. Boşuna "kaynana" dememişler; adı üstünde kaynar. Ateşin yükünü o çeker, sabrın imtihanını o verir. Kimi zaman söylenir, kimi zaman homurdanır ama o kaynamadan ne çay demlenir ne de yuvaya sıcaklık dolar.
Üzerindeki demlik ise gelindir. İlk zamanlar ateşin hararetini pek anlayamaz. "Bu kadar da kaynatılır mı?" diye içinden geçirir belki. Ama zaman geçer; kaynadıkça demini alır, demlendikçe olgunlaşır. Sonra bir gün tebessüm ederek, "Kaynanam yıllar önce söylemişti de ben o vakit anlayamamışım." der. Meğer en güzel çay da en güzel insan da sabırla demlenirmiş.
İnce belli bardak ise evin oğludur. Bir yanı annesine, bir yanı eşine benzer. İkisinden de biraz alır, ikisini de kırmadan idare etmeye çalışır. Erzurum'da derler ya; "İki dağın arasında kalan dere misali..." Hangi yana aksa öbür yandan bir sitem yükselir. Allah yardımcısı olsun...
Şeker, evin uşaklarıdır. Onlar evin neşesi, sofranın bereketi, gönüllerin tadıdır. Şeker olmayınca çay içilir ama tadı eksik kalır; çocuk olmayınca ev ayakta durur ama şenliği eksilir. Hele eski Erzurum düğünlerinden kalan kutlama şekerlerinden biri çayın içine düştü mü, sohbetin demi de bir başka olur.
Kaşık görümcedir. Yerinde durmayı pek sevmez. Bir gelir çayı karıştırır, bir gider sözü karıştırır. Ortalık biraz velveleye verir... ama ardından yine gülüşmeler yükselir. Onunki de muhabbetin tuzu biberidir.
Çay tabağı ise kayınpederdir. Sessizdir, vakurdur, ağırbaşlıdır. Dökülen çayı da taşan sözü de sinesinde toplar. Evin içini dışarı sızdırmaz; kırgınlığı büyütmek yerine gönülleri onarmaya çalışır. Çünkü kayınpeder en büyük yükü, en kolay yoldan belli etmeden çözer, çözüm arar.
İşte Erzurum'da semaver bunun için yalnızca bir çay ocağı değildir; bir aile mektebidir. Ateşi sevgidir, suyu sabırdır, demi muhabbettir. Her bardakta biraz nasihat, biraz tebessüm, biraz da ömür vardır.
Eskiler boşuna, "Semaver tüten evde gönül üşümez." dememişler. Çünkü semaver yalnız suyu değil, kırgınlıkları da kaynatır; yalnız çayı değil, dostluğu da demler. Palandöken'den esen serin yeller, semaverin dumanına karışınca tavşankanı çayın hatırı bazen kırk yıl değil, bir ömür sürer.
Velhasıl...
Erzurum'da bir semaver kaynıyorsa bilin ki yalnız çay hazır değildir; muhabbet hazırdır, hürmet hazırdır, vefa hazırdır, aile hazırdır. İnce belli bardaklara doldurulan sadece tavşankanı çay değildir; sevgi ikram edilir, saygı paylaşılır, hatıralar tazelenir.Bizim diyarda semaver...,bir ailenin hikâyesidir.
Geriye ise sadece şu kadim davet kalır:
"Hele dadaş, buyur... Bir ince belli çay içek; çay demlensin, gönüller demlensin."
