On Dokuz Yıl Sonra Aynı Sayfada
Hayat, bazen en güzel cümlelerini yıllar sonra yazar. Öyle cümleler vardır ki ne mürekkep eskitebilir onları ne de zamanın acımasız rüzgârı silebilir. Aradan on dokuz yıl geçer; mevsimler değişir, şehirler değişir, insanlar değişir... Ama bir öğretmenin gönülden uzattığı el ile bir öğrencinin kalbine düşen vefa, ilk günkü sıcaklığını hiç kaybetmez.
Bir zamanlar Edip Somunoğlu ilköğretim okulun sessiz koridorlarında, geleceği belirsizliklerle çevrili genç kızlar vardı. Hayalleri vardı; fakat o hayallerin önüne hayatın sert taşları dizilmişti. Tam ümidin yorulduğu yerde, öğretmenleri sadece ders anlatmadı; bir ömrün yönünü değiştirecek cesareti de anlattı. Belki onlar için küçük bir gayretti... Fakat o küçük iyilik, bir ömrün en büyük dönüm noktası oldu.
Öğretmenler çoğu zaman bunu bilmez. Çünkü onlar, toprağa tohum eken bahçıvanlar gibidir; her ağacın gölgesini görmeye ömürleri yetmez. Ama yıllar sonra bir gün, hiç beklemedikleri bir mesaj gelir... Satırlarında gözyaşı kurumuş, kelimelerinde vefa yeşermiştir.
"Üzerimde emeğiniz var..."
İşte o birkaç kelime, bir öğretmenin bütün meslek hayatına bedeldir.
Ve kader...
Ne zarif bir nakkaştır ki, yıllar önce aynı sınıfta buluşturduğu öğretmen ile öğrenciyi (Mine Aras Nalkıran) bu kez aynı gazetenin sayfalarında buluşturur. Bir zamanlar biri tahtanın önünde, diğeri sıranın arkasındaydı. Bugün ise ikisi de aynı hakikatin, aynı kalemin, aynı kelimelerin yolcusudur.
Sanırım bir öğretmenin yaşayabileceği en büyük gururlardan biri budur: Dün hayallerine omuz verdiği öğrencisinin, bugün aynı sayfada omuz omuza yazdığını görmek... Bu, yalnızca bir buluşma değildir; emekle vefanın, sabırla şükrün birbirine sarıldığı sessiz bir bayramdır.Ve bazen aynı okulda...
O gün öğrencisinin yoluna tutulan kandil, bugün onun kaleminde ışık olmaya devam ediyor. Öğrenci ise yazdığı her satırla, hocasının yıllar önce gönlüne bıraktığı iyiliği çoğaltıyor. Çünkü gerçek eğitim, sadece bilgi vermek değil; bir insanın kaderine umut olabilmektir.
Belki okuyucu bu sayfada iki yazar görecek.
Oysa ben, iki kalemden daha fazlasını görüyorum...
Birinde yılların emeği, diğerinde yılların vefası var.
Birinde sessizce ekilmiş bir tohum, diğerinde göğe uzanan bir çınar...
Ve ikisinin arasında, zamana meydan okuyan o görünmez köprü...
Adı vefa.
Bazı insanlar aynı gazetede yazar.
Bazıları ise aynı gönülde...
İşte öğretmen ile öğrenci arasındaki bağ, tam da budur. Mürekkebin yazamadığını zaman yazar; zamanın anlatamadığını ise vefa tamamlar.
