Filenin Sultanları Çift Başlı Kartal Gibi Yükseldiler, Yıldırım Gibi İndiler
Filenin Sultanları, Palandöken'in semalarında kanat açan çift başlı kartal gibi Ejder Tepesi'nin heybeti gibi yükseldiler, sonra yıldırım kesilip Brezilya sahasına indiler. Her smaç bir şimşek, her blok bir kale, her sayı ise ay-yıldızın göklerde dalgalanan gurur nidâsı oldu. O anfilede yalnız bir takım değil, bir millet kanatlandı.
Bazı anlar vardır; akrep yelkovanı boğar, zaman bir nehir gibi parmaklarınızın arasından akar da göğsünüzdeki o kuşun kanat çırpışını durduramazsınız. Bazı zaferler vardır; faniliğin sınırlarını aşar, som altından bir kupayı değil, bir milletin asırlık rüyasını arş-ı âlâya rapteder. İşte Filenin Sultanları’nın Brezilya surlarında açtığı o ihtişamlı gedik, tam da böyle kalpleri durduracak ricat ve hırsların gecesiydi.
İlk set... Hülyalı ve sessiz bir inkıraz...
Sonra nar çiçeği bir kıvılcım...
Ve ansızın, gök kubbe yarıldı!
File önünde adeta birer heykel gibi yükselen her çelik blok, şimşek bükümlü asil smaçlar, milimetrik bir raksla çizgiye süzülen her top... O an anlarsınız ki, sahada dönen yalnızca meşin bir yuvarlak değildir; orada vakar, inanç ve nazende bir vatan sevgisi omuz omuza, nefes nefese bir varoluş bestesi fısıldamaktadır.
Surlar sarsılıyor, salon nefes almayı unutuyordu.
Ekran karşısındaki milyonlarca kalp, ritmini yitirmişti.
Her serviste avuç içlerinde terleyen canlar, her sayıda yerinden fırlayan ürkek yürekler... Nihai düdük çaldığında vakit durdu; seksen beş milyon ruh tek bir sevinç potasında eridi. Kupayı nazik elleriyle semaya doğru yükselten o sultanlar, aslında bu necip milletin mağrur başını bir kez daha bulutların ötesine uçurdu.
Benim bu efsunlu oyuna sevdalanışım da takvimin tozlu yapraklarında gizlidir.
Ortaokul demlerinde, Aşkale Lisesi’nin o mütevazı voleybol sahasının tozunda filizlendi bu mukaddes tutku. Öğle aralarında okul müdürümüzün ve muavinlerimizin sergilediği o haşmetli müsabakalar, gözümüzde birer olimpiyat finaline tahvil olurdu. Ders zili çalar çalmaz bütün talebeler sahanın etrafında etten bir duvar örer, her sayı gökleri tırmalayan bir alkış tufanıyla taçlanırdı. Orada belledim ki; zafer önce yüreğin kuytusunda demlenir.
Üniversite yıllarında bu heyecan, damarlarımda çağlayan bir nehre dönüştü. Ordulu Ali Topal... Orta boylu, lakin o atletik endamıyla smaç için göğe ağdığında, sanki yer çekimi hürmetle geri çekilirdi. Meşine öyle bir hışımla dokunurdu ki, salon sarsılır, duvarlar "Ali!.. Ali!.." nidasıyla inlerdi. O akisler hâlâ muhayyilemde... Voleybolun bir eğlence değil, insanı ruhundan yakalayıp ayağa kaldıran muazzam bir ihtiras olduğunu o gün anladım.
Meslek hayatımın koridorlarında da bu nazlı sevda yanımdan hiç ayrılmadı. Edip Somunoğlu Ortaokulu'nda muallimlik yaptığım o unutulmaz senelerde, kız voleybol takımımızın Erzurum üçüncülüğüne uzanışı, ömrümün en mutena, en naif manevi mükâfatıydı. O körpe fidanların gözlerindeki o parıltı, inanın bugün dünyayı dize getiren Sultanlarımızın gözlerindeki o kutsal inanç kırıntısıyla birebir aynıydı.
Bugün bu destansı şölende alın teri döken her bir neferi, teknik heyeti, dâhileri ve perde arkasındaki gizli kahramanları kalbimin en derin yerinden selamlıyorum. Bu muazzam muvaffakiyet, kupkuru bir alkışın sığlığına terk edilemeyecek kadar mukaddestir. Yılların emeği, göz nuru ve adanmışlık hak ettiği kıymeti bulmalıdır. Zira ihtimam gören her başarı, rahminde yeni şampiyonluklar büyütür.
Şimdi gözümüz feda, gönlümüz müptela olarak Erzurumspor'a...
Temenni ederim ki Süper Lig’in o çetin yollarında da aynı celadeti, aynı sarsılmaz imanı müşahede edelim. Lakin bu kutlu yol, sadece sahada ter döken on bir yürekle yürünmez. Şehrin mülki amirleri, yerel mimarları, bilhassa Erzurum’un bağrından kopup memleketin dört bir yanında ikbal bulmuş asil iş insanlarımız ve bürokratlarımız bu takıma omuz vermelidir. Bir şehir, ancak öz evlatlarının sadakatiyle payidar kalır.
Dün o tül gibi filenin üzerinde birer kartal gibi yükselen yiğit kızlar, bize bir hakikati yeniden fısıldadı: İnanan bir kalbin karşısında ne demir ağlar durabilir, ne de geçit vermez dumanlı dağlar...
Çünkü zafer; henüz yolun başındayken "başaracağım" diye sayıklayan adanmış ruhlarındır.
İyi ki varsınız Filenin Sultanları... İyi ki bu mahzun millete yeniden gururdan bir taç giydirdiniz.
Kalbimiz göğsümüzü parçalarcasına sizinle çarptı, gözlerimiz sizinle ağladı, dualarımız sizinle arşa yükseldi.
Şampiyonluk hilali, en çok sizin alnınıza yakıştı... Türkiye size minnettardır.
