Ruhun Melodisini Okumak
Her gün, her saat taşıdığınız ruhunuzun size ne anlatmak istediğini hiç dinlediniz mi? Aynaya bakarken gördünüz şey gerçekten de siz misiniz? İnsan kendini bir kitap gibi satır satır okuyabilir mi? Kendinizde ne kadar eksik, ne kadar varsınız? Gölgenizde var olanı ruhunuzda da barındırabiliyor musunuz?
Günlük koşturmacanın, bitmeyen telaşların ve dış dünyanın gürültüsünün arasında en çok kendi sesimize yabancılaşıyoruz. Oysa insanın iç dünyası, keşfedilmeyi bekleyen derin bir akort gibidir. Bazen hüzünlü bir yankı yükselir derinlerden, bazen de sessiz bir direniş. Fakat dışarıdaki seslerin sesini o kadar açıyoruz ki kendi iç melodimizi duyamaz, ruhumuzun bize fısıldadığı cümleleri kaçırır hale geliyoruz.
Kendini okumak, aynadaki tek boyutlu surete bakıp geçmek değildir; yüzümüzdeki çizgilerin arkasında biriken hikâyeyi görebilmektir. Korkularımızla, eksiklerimizle ve kimseye göstermediğimiz o "gölge" yanlarımızla yüzleşebilme cesaretidir. Çoğu zaman eksiklerimizi örtmeye, dışarıya tam ve kusursuz göründüğümüz rollere bürünmeye çalışırız. Oysa insan; varlığı kadar yokluğuyla, aydınlığı kadar gölgesiyle bir bütündür. Gölgenizde sakladığınız kırgınlıkları, özlemleri ve zayıflıkları ruhunuza kabul edebildiğiniz ölçüde derinleşirsiniz.
Ruhunun melodisini okuyabilen insan, yaşamın karmaşası içinde kendi ritmini bulur. Başkalarının yazdığı besteleri tekrar etmek yerine, adımlarını kendi iç sesine göre atmaya başlar. İnsan kendini okudukça çoğalır; çoğaldıkça içindeki o sessiz gürültü yerini duru bir anlayışa bırakır.
Aynadaki gözlerinize biraz daha uzun bakın. Sadece dışarıya sunduğunuz kimliğinizi değil, gölgenizde saklanan o içten melodiyi de dinlemeye niyet edin. Çünkü bir insan kendi iç sesini duymayı öğrendiğinde, dünyanın karmaşası yavaşça geri çekilir ve geriye yalnızca hakikatin duru sesi kalır.

Meryem YARAR