İnsan ne için yaşadığı hangi ideolojiyi benimsediğini düşünmeden önce konfor alanını sağlamayı ve nasıl yaşayacağını düşünür. İdeolojiler ya da hayata ve dünyaya bakış açıları yaşam biçimini kararlaştırıdıktan sonra edinilir. Bazısı dünyayla ilgili düşünmeye başladığında kendine bir ideoloji belirler ona inanıp onu savunurken, bazısı o sulara girmeye gerek duymadan yaşamanın daha huzurlu olduğuna inanır.
Elbette hayata nereden baktığımızın, dünyayla ilgili hangi problemle ilgilendiğimizin, ya da toplumsal grupların hangisine yakın olduğumuzun önemi var. Mesela sıradan tanışmalarda bile eğer varsa bir ideolojik fikrimiz onu belli ederiz. Toplumumuzda, yaşadığımız yerde ya da dünyanın tamamında ihtiyaç duyulan fikirlerin hayata geçirilmesi doğrultusunda hayallerimiz hatta adımlarımız olabilir. Bir fayda sağlamak isteriz , bazen bu uğurda ciddi adımlar atanlarımızda olabilir. Ama genelde insanların çoğu bu duruma dünyayı kurtarmak bize mi kaldı diyerek küçümser davranarak onlara dokunmayan yılanın yaşamasını göz ardı ederler, tabi bu da bir tercih. Sonuçta herkes tercihini yaşar.
İllaki kötü şeyler olmasın, her yerde eşitlik ve adalet olsun, herkes huzur içinde yaşasın isteriz. Bunu gerçekleştirmek tamamen bizim yani tüm toplumların elindeyken sanki bizimle bir alakası yokmuş gibi de yaşarız orası ayrı. İyimser yaklaşıma sahip olmak bile doğru bir bakış açısıdır. Belki de çoğu insanın da düşündüğü gibi herkes kendi kabuğunda sadece kendi dertleriyle yaşamalıdır.
Topluma bir iyilğimiz dokunmaz ama kötülük etmememiz de iyiliktir. Dünyaya katkımız yoktur belki ama zararımız da olmaz. Bir kişinin yaptığı kötülüğe engel olmak mümkün olmasa da bizim kötülük yapmayışımız bir zararı eksiltmiş olur. Bu noktada önemli olan iyilik yapmak değil kötülük yapmamaktır. Zaten herkes bu düşüncede olsa ortada zarar da ziyan da kalmaz.
Demem o ki yapılan iyilikler aynı zamanda yapılan kötülüklerin zararını tanzim etmez. Bir kişinin adımı yetersiz kalır, dünyanın karanlığını aydınlatmak için toplumsal bilinç ve bakış açısı gerekir. Karanlık zihniyetin ortadan kalkması sonucunda zaten dünya kendiliğinden aydınlanır, fazladan iyiliğe de gerek kalmaz.
Zihniyeti bozulan bir toplumda dünyayı yaşanabilir kılmak imkansız bir hayal olduğundan çoğu kişi de karamsar bakar hayata. Ve bunun bir çaresi olmadığını kabullenmek ömrünüzün sonuna kadar sadece kendi hayatımızla ilgilenmemizi sağlar. Maalesef iyi bir karakteri ve temiz bir kalbi olanlar dünyanın kirini temizleyemez oldu. Neticede bizler bunu ne kadar büyük bir sorun olarak görüp sürekli dile getirsek de öylece kalır. Bu yazıyı yazmanın bile hiç bir anlamı olmaz. Karanlık dünyalı olan da zaten açıp da bir kelam okumaz değil mi. Laf tesir etmez, ses tesir etmez, acı bile tesir etmez bir defa acı vermekten haz duyan insan evladına.

Reyhan SEVEN