Palandöken’in Eteklerinde Eylül Vakti
Yaz, yorgun eteklerini yeryüzünden usulca çekiyor; incitmeden, vedasını sessizce fısıldayarak yerini güzün dinginliğine bırakıyor… Bu ezelî değişim, Palandöken’in vakur eteklerine yaslanmış bu kadim şehirde bir başka güzel, bir başka belirgin hissediliyor.
Önce dağların sert çehresi yumuşuyor; ardından ağaçların yaprakları sarının, kızılın ve kehribarın binbir tonuyla dile geliyor. Sanki gök kubbeden süzülen görünmez bir ressam, fırçasını tabiatın kalbine dokunduruyor; sonbaharın bütün sırlarını dağlara, ovalara, yollara ve caddelere tek tek nakşediyor.
Geceler artık daha serin, daha derin ve daha uzun… Yağmurlar, hasretle geçen uzun bir yazın ardından şehrin sokaklarına ilk buselerini konduruyor. Islanan toprağın bağrından yükselen o büyülü koku ise geçmişin tozlu sayfalarını aralıyor, çoktan uykuya dalmış hatıraları birer birer yeniden uyandırıyor.
Eğer yolunuz bugünlerde İspir’e doğru düşerse, Dallı Kavak civarında tabiatın en muazzam sergisine şahitlik edersiniz. Bir yanda altın sarısı yaprakların vedası, öte yanda kızıl bir şala bürünen dağ yamaçları… İnsan, karşısında duran bu eşsiz güzelliğin yalnızca bir mevsim değişimi değil, Yüce Sanatkâr’ın yeryüzüne serdiği benzersiz bir başyapıt olduğuna inanmak istiyor.
Ben nedense sonbaharı bir başka severim. Belki de ömrümün en sığınaklı mevsimidir o… Hele Eylül…
Çünkü Eylül, yalnızca sararan yaprakların başlangıcı değildir; hayatın damarlarına yeniden yürüyen heyecandır. Okulların cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle şenlendiği, pazarların tezgâh tezgâh berekete durduğu, bağ bozumu telaşının evlerin neşesine karıştığı, herkesin yaklaşan kışa tatlı bir telaşla hazırlandığı en cömert zamandır. Tabiat, yıl boyunca sinesinde sakladığı nimetleri bu mevsimde avuç avuç sunar insanoğluna.
Şehirlerin kalbi, okul zillerinin sesiyle yeniden çocukların ritminde atmaya başlar. Yollar canlanır, sokaklar hareketlenir. Bir yanda kış bastırmadan tamamlanmaya çalışılan asfalt yenileme çalışmaları, diğer yanda şehre yeni ufuklar açan kavşaklar…
Erzurum da tıpkı tabiat gibi, beyaz kış kapıya dayanmadan önce kendi hazırlığını yapmaktadır.
Bu günlerde özellikle Çat Yolu’nda, Şehir Hastanesi’ni geçtikten sonra Yıldızkent ile Dadaşkent arasındaki bağlantı yolunda hummalı bir çalışma göze çarpıyor. Şehrin geleceğine yeni bir dokunuş yapan, yollarına nefes aldıracak büyük bir hareketlilik yaşanıyor. Yapımı süren ve Türkiye’nin ikincisi olduğu ifade edilen akıllı döner kavşak da gelişen, yenilenen Erzurum’un dikkat çeken nişanelerinden biri olarak yükseliyor.
Göçmen kuşlar gökyüzünün sonsuz maviliğinde uzak diyarlara doğru hüzünlü ama asil bir zarafetle süzülürken, yüksek yaylalarda da sessiz bir ayrılık telaşı başlıyor. Yaz boyunca binbir canlıya yuva olan o serin zirveler, şimdi misafirlerini uğurluyor; yaklaşan kışın beyaz ve vakur sessizliğine hazırlanıyor.
Evet… Ağustos ardına bakmadan usulca gidiyor. Eylül’ün serin nefesi, Ekim’in dingin huzuru ve Kasım’ın şifalı yağmurları kapımızı çalıyor.
Dileğim odur ki; giden mevsim, ardındaki bütün yorgunlukları, kederleri ve ağır yükleri de beraberinde götürsün. Gelen mevsim ise gönüllerimize huzur, ömrümüze bereket, hanelerimize müjdeli haberler taşısın.
Şimdi çaylar daha bir muhabbetle demlensin… Dost meclislerinde sohbetler koyulaşsın… Dışarıda yağmurlar yeryüzünü yıkarken, gönüllerimiz de biraz ferahlasın.
Bu sonbahar; Palandöken’in gölgesinde büyüyen bu aziz şehir başta olmak üzere, hepimizin ruhuna iyi gelsin, yorgun gönüllerimize şifa olsun…
Çünkü Eylül; yalnızca takvimden geçen bir ay değil, hareketin, bereketin, hatıraların ve bitmeyen umutların en güzel vaktidir…
