Erzurum & Şehir

Bir türbe bir hatıra(Ebu İshak Kazeruni)

BİR TÜRBE BİR HATIRABu başlığı kitaplarından tanıdığım ve daha sonrasında iyi bir sohbet kurduğum kıymetli hocam Muzaffer Taşyürek hocama, ilk kez konuyu açtığımda “bu güzel bir hatıra olur....

06.09.2026 - 00:03 7 dk'da okuyabilirsiniz.
Bir türbe bir hatıra(Ebu İshak Kazeruni)
Ahmet Aydemir
Ahmet Aydemir
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Ahmet Aydemir
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

BİR TÜRBE BİR HATIRA

Bu başlığı kitaplarından tanıdığım ve daha sonrasında iyi bir sohbet kurduğum kıymetli hocam Muzaffer Taşyürek hocama, ilk kez konuyu açtığımda “bu güzel bir hatıra olur. Bence bunu kaleme al.” Dediğinde zihnimde güzel bir proje ve neden olmasın diye bir ışık uyandırdı. Benimde bu konu hakkında hep bir hatıra niteliğinde bir yazı yazmayı ve bu yazıyı nasıl toparlayacağım diye hep zihnimde yer tuttu.

Konumuz Ebu İshak-ı Kazeruni. Bizlerinde Erzurum şehri içerisinde Ebu İshak Baba olarak ta bilinen bir türbe ve bu türbeye beklide Erzurum’un son türbedarının hatırasına yer vereceğiz. Beklide bilinenin dışında bir hatıra olacak diye düşünüyorum. Benimde çocukluğumun geçtiği ve birçok garip olaylarla karşılaştığım ve hiç unutamayacağım türbedar nineyi(ben babaanne derdim) tanıtmaya ve çoğu Erzurum’lunun bilmediği ve tanımadığı bir türbedardan haber vereceğim. 

Öncelikle Ebu İshak baba kimdir onu bir öğrenelim. Ebu İshak baba tahmini 963-1035 yıllarında yaşamış, Kazeruniyye tarikatının kurucusu, Aslen İran’lı olup büyük İslam âlimlerinden, sufi ve mürşittir. Asıl ismi İbrahim bin şehriyardır… İran’ın Şiraz yakınlarında ki Kazerun kasabasında doğmuş ve aynı kasabada bu dünyadan göç etmiştir. Müritlerine Allah yolunda cenk etmeyi şart koşması nedeniyle de Şeyh-i Gazi olarak ta bilinir. Kurmuş olduğu bu Kazerun tarikatı zamanla İran sınırını aşarak, Çin, Hindistan ve Anadolu topraklarına ulaşmış ve İslamiyeti yayma ülküsüyle Cihad etmişlerdir. Kazerun dervişleri Anadolu’nun birçok bölgesine yayılarak İslam'ın iyice tanınmasını sağlamışlardır. Günümüzde belki bu dervişlerden kalmaması belli tarikatların içerisinde hizmete devam etmişlerdir. Tıpkı Yesevilik gibi, zamanla Yeseviliğin başka bir kolu olan Nakşibendîlik gibi Yesevi dervişleri de bu tarikatın içerisinde ve Bektaşilik adıyla da hizmetlerine devam etmişlerdir. Bugün belki İran coğrafyasında adı geçse de Anadolu’da sayısı az olabilir. Örneğin Hindistan’da birçok din ve birçok öğretilerin ve tarikatların çokluğu bunlara birer örnek niteliğindedir. 

Anadolu topraklarında Kazerun dervişleri ve öğretileri, Ebu İshak Kazeruni Hz. Öğretilerine halkların sevgi ve saygı göstergesi olarak Bursa, Ahlat, Konya, Erzurum, Malazgirt Kozlubaba köyünde zaviyeler açılmıştır. Dikkat edersek açılan zaviyelerin çoğu bir Türk Devleti olan Selçuklu döneminde açılması önemli bir yer tutar. Ayrıca Bursa’da açılan zaviyede özellikle belirtelim Osmanlı Devleti döneminde de saygınlık kazanmıştır. Yaşadığı dönem 934-1062 yılları arasında İran ve Irak sınırları içerisinde kurulan Büveyhiler’in hâkimiyeti altında yaşamıştır. 

Rivayete göre Ebu İshak Şeyh olunca ilk olarak yaşadığı yer olan Şiraz’da ilk iş olarak mescit inşa etmek istemiştir. Ancak Şiraz’da Mecusilerin yoğunlukta olması mescit inşaatını her seferinde zorlaştıran bir hal olmuştur. Her defasında inşaatın engellenmesi işleri daha da zorlaştırmıştır. Bir gece rüyasında Hz. Peygamber’i rüyasında görür. Manevi desteği rüyasında alan Ebu İshak mescit bitince de ilk ezanı açıktan okunmaya başlaması Mecusileri iyiden iyiye rahatsızlık vermiştir. Hayatına kastedilmek suretiyle defalarca suikasta uğraması ve her defasında kurtulması ve yaptığı mücadele de halkın birçoğunun desteğini alması ve Müslüman olarak etrafında toplanması Zerdüştlük inancına bağlı kimseleri de bu Müslümanlığın yayılması sonucu büyük bir korku almıştır. Yaklaşık elli yıl şeyhlik makamında bulunması ve bu süreçte halk tarafından büyük bir saygınlık kazanması asırlar sürecek olan ve günümüzde de dahil büyük bir muhabbet beslenmektedir. Bu zorlu yılların ardında Allah yolunda bu mücadele 14 Eylül 1035 yılında ahrete göçerek bu dünyada ki görevini tamamlamıştır. Vasiyeti gereği mezarı Kazerun şehrinde defin edilmiştir. 

Yukarıda belirttiğimiz gibi Ebu İshak Kazeruni yaşadığı dönem de büyük saygınlık kazanması ve kazerun dervişlerinin coğrafyalara yayılması saygınlığı biraz daha artırmıştır. Bu saygınlık Ebu İshak Kazeruni adına makamlar inşa edilmiş ve önemli bir ziyaretgah olarak düzenli olarak halkın hizmetine açılmıştır. Gelelim şehrimiz de makam da olsa misafirimiz olan Ebu İshak baba’nın Türbesine… 

Şehrimiz de önemli bir konumda olarak Erzurum kalesi iç surlarında bulunması maneviyatını biraz daha artırıyor. Biraz yakınında olan bir başka mekân olan Kırklar Türbesi bu konumun değerini biraz daha öne çıkarıyor. 

Bizlerinde çocukluk döneminde sıkça gittiğim bu mekân da bir de türbedar dan bahsetmek ve yaşadığımız bazı hatıraları paylaşmak isterim. Sıkça gittiğim bu türbe de bir de türbedar vardı. Yaşlı bir kadın bu türbeyi beklerdi. Halk nazarında herhangi bir maddi destek istemeksizin tamamen gönülden yapan bu insan bazı kesimlerin olumsuz ve eleştirisine karşı herhangi bir tepki göstermemeksizin insanlara karşı tevazu içerisinde hayatını sürmektedir. Türbenin bakımını ve temizliğini yapar o dönem bahçeli olan bu mekân çiçeklerin de güzelliği ile tam bir manevi hayatı yaşatırdı. İnsanların ziyaretleri ve türbeye getirilen hediyeleri türbedar nine çocuklara dağıtır, ihtiyaç sahiplerinin gönlünü hoş ederdi. Şahsım da bu olayları birçok kez yaşadığım içinde benim için bu türbe her ne kadar makam olsa da manevi hayatı insan içerisinde hissediyor olması insanların bu türbeye de olan saygınlığı bir Allah dostunun ruhaniyetini yaşamasına sebep oluyor. Hastaların, dua almak isteyenlerin uğrak kapısı olması, insanların manevi huzur bulmasına sebep oluyordu. Yerli turistlerinde uğrak yeri olması bu mekanı daha da tanınır hale getiriyordu. Bir hatıra ile yazımızı nihayete erdirelim. 

Birgün babaanne ile bahçede ki mezarları ve çiçekleri suluyorduk. Bir yerli kafile geldi. O sırada kapıyı kilitlemiştik içeriye su sızmasın diye… Tabiri caizse biraz giyiminde biraz dikkatsizlikle bir hanımefendi türbeyi ziyaret etmek için anahtarı istedi. Babaannede anahtarı verdi. Kapıyı açmak isteyince kapıyı ne kadar zorladıysa da kapı açılmadı. Sanki boş bir deliğe sokmuş sadece dönüyordu. Hanım babaanneye kapıyı açamadığını belirtti. Bu sırada babaanne üzerine bir örtü çekmesini isteyince kadıncağız biraz utanarak daha düzenli bir elbise ile anahtarı çevirince hemen kapı açılması bende dahil herkesi şaşkınlığa bıraktı. Tabi o sırada babaanne biraz gülümseyerek ortamı toparladı ve o hanımın gönlünü hoş etmesi orada olan herkesi memnun etti. Şunu da belirtelim bu anlattığım hatıra belki yadırgana bilir. Ama şunu belirtelim Allah dostu olmak bu dünyada en büyük bir gururdur. Dost olmak her kula nasip olmaz. Yapılması gereken şey sadece emredilene uymak ve dosdoğru olmak…    

 

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Nebi Emrah ŞENLİK

Bilgi Çağında Algı

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Erzurum... Ele Sevirem ki Seni...Hele Bir Selam Sal...

Yazıyı Oku
Rüveyda SOLAKOĞLU

SAHİ YİTİRDİK Mİ TÜM UMUDUMUZU?

Yazıyı Oku
Muhammet ARSLAN

Temiz Çevre , Temiz Gelecek !

Yazıyı Oku
Yazel Yüsra ÖZNALÇIN

Resmen Başlanmıştır.

Yazıyı Oku
Muhammed Can CEYLAN

KUKLA

Yazıyı Oku