İstanbul'da bir bina yıkıldı… Anksiyeteler tetiklendi yine. Sebebi yıkılmak mı? Ayakta kalmak mı ? Ben henüz çözemedim. Ancak bildiğim bir şey var ki; yıkılmak için depreme ihtiyaç yokmuş. Zaten toplumca Sosyolojik, psikolojik, ekonomik bir çok yıkıntı içindeyiz. Nasıl olmasın ki? Yıkıntı ailede başlıyor. Denetimsiz binalar nasıl yıkılmasın? Üstelik betonundan deniz kumu çıkmışken. Tıpkı ailenin harcına karışan, o bir yığın aykırılık gibi. Sanırım her iki konunun sorunu ille Liyakat ille de Liyakat. Diyeceğim o ki; tam 4 katının kaçak olduğu, 7 katlı bir binaya ruhsat verip denetlemeyen de işinin ehli değilmiş, kızının psikopati belirtisi gösterdiğini görmeyen anne baba da. Kimse üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememiş hasılı kelam. Sonuçta bina yıkılmış, 5 vatandaş hayatını kaybetmiş. Diğer tarafta Fen Lisesi okuyan, 96 not ortalamalı bir çocuk; yaştaşı dahi olmayan başka bir çocuğu defalarca bıçaklayarak öldürmüş. Şimdi ; kentsel dönüşüm için kendi evinden çıkıp Maltepede'ki bu binaya taşınan aile için, iki evladını bina yıkıntısından çıkarmak kadar büyük başka bir yıkım olabilir mi? Ya da sabah öpe koklaya okula gönderdiği evladının cenazesini teslim alan bir aileyi başka hangi yıkım böyle perişan edebilir? Sorun büyük dostlar, sorun çok derinde. Aileden başlayan bir Liyakat problemi, sadece KPSS puanı ile denetimci aldığımız bir sistemle devam ediyor. Düğmeleri ta en başında yanlış ilikliyoruz ,sonrada hırkanın ili ucu baş başa gelemiyor. Bina yapılırken alınan izinlerle ya da onun denetimi ile mi bitiyor iş? Tabi ki hayır! İşte orada da Liyakat sahibi ana-baba elinde büyüyen müteahhit, mimar, imar yetkilisi ile devam ediyor iş. Yani içinde biraz vicdan olan , üç kuruş kazanmak için kaçak kat çıkmayacak çocuklar yetiştiren aile de başlıyor her şey. Sonra onu denetleyenlerde işini hakkı ile yapınca; binanın kumuna deniz kumu karışmıyor. Bina da enkaz olmuyor. Çocuğu ‘’Bir gün beni herkes tanıyacak'' diyen aile sorumluluğunu yerine getirince ; bu ülkenin Polisi de eğitim yuvalarında kesici alet denetimi yapmak zorunda kalmazdı elbette. Ve en nihayetinde henüz 10 yaşındaki minik Eslem Sare bugün aramızda olurdu. Yazacak onca şey vardı ki aslında… Bugün elim bu konu için klavyeye gitse de, inanın güzel şeyler bulmak için çok zorladım kendimi. Bulamadım. Ne yazık ki bunları yazarken bile ne fırtınalar koptu yüreğimde. Bizde boğaz dokuz düğüm derler ; o düğümler de yazacağım daha neleri kördüğüm edip attım bir bilseniz? Ama söylemeden edemeyeceğim! Sokakta çöpte toplasan Liyakat! Mısır'a Sultan da olsan önce Liyakat, ille de Liyakat! Sahi aklıma Erzurum geldi. Malum kentleşmenin büyük bir hızla devam ettiği şehrimizde bina denetimleri ne durumda? Bunca yapılaşmanın içinde, dört duvar arasında ailelerde ‘’Aile olabilme durumu'' ne ? Var mı bilen? Vicdan liyakatlarımız devrede mi? Sevgi ile esen kalın…
Ayşe Ferda KARAOĞLU