Uzun zamandır merak ettiğim bir konu var:
Sinyal vermek neden bu kadar zor?
Öyle ya...
Araçlar sağa dönüyor, sola dönüyor, şerit değiştiriyor… fakat iş sinyal koluna gelince büyük bir çekingenlik başlıyor.
Bazen düşünüyorum; acaba sinyal vermek için ayrıca bir ruhsat mı gerekiyor?
Yoksa sinyal koluna her dokunuşta ekstra yakıt mı tüketiliyor?
Bazı sürücülerimiz sanki kendi kendilerine bir söz vermiş gibiler:
"Bu direksiyonu çevireceğim ama o sinyal koluna dokunmayacağım."
Erzurumlu sosyal medya fenomenlerinden Akif ve Metin bu konulara dair zaman zaman nüktedan videolar çekiyorlar.. Mesela bir videoda Akif trafikte sinyal veren bir araç görüp hayrete düşüyor ve bu aracın sinyal vererek trafiğe zarar verdiğini yetkilileri arayarak nüktedan bir dille şikayet ediyordu.
Şaka bir yana...
Son dönemlerde Erzurum Gastesi'nin sayfalarında trafik kazası haberlerini sanki daha sık görmeye başladık.
Elbette her kazanın sebebi sinyal vermemek değildir. Ancak trafikte birbirimize ne yapacağımızı söylememek, tehlikeyi artıran en önemli davranışlardan biridir.
Ben trafikte çoğu zaman şöyle düşünüyorum:
Kardeşim, ben müneccim miyim?
Senin biraz sonra ne yapacağını, nereye döneceğini, hangi şeride geçeceğini tahmin etmek zorunda mıyım?
Mesela ara sokaktan ana yola çıkacağım.
Ana yoldan bir araç geliyor.
Ben de doğal olarak bekliyorum.
Çünkü araç dosdoğru ilerliyor gibi görünüyor.
Yol onun, öncelik de onun.
Gelin görün ki sürücümüz sinyal vermeye tenezzül etmediği için ben beklerken araç benim bulunduğum sokağa dönüyor ve beni de boşu boşuna bekletmiş oluyor…
Peki şimdi soruyorum:
Bu yalnızca bir trafik kuralı ihlali midir?
Aynı zamanda kul hakkı değil midir?
Çünkü siz bir sinyal vermeyerek karşınızdaki insanı gereksiz yere bekletiyorsunuz.
Daha fazla yakıt tüketmesine sebep oluyorsunuz.
Belki de dikkati dağılan bir başka sürücünün kaza yapmasına zemin hazırlıyorsunuz.
Bir araç için birkaç saniye...
Bir araç için birkaç kuruşluk yakıt...
Fakat bunu her gün binlerce sürücünün yaptığını düşündüğümüzde ortaya çıkan zaman kaybının, yakıt israfının ve stresin hesabını siz yapın.
Oysa sinyal dediğimiz şey son derece basit bir iletişim aracıdır.
"Sağa döneceğim."
"Sola geçeceğim."
"Dikkatli ol."
demenin en kolay yoludur.
Üstelik bunun için konuşmak da gerekmez.
Sadece küçük bir parmak hareketi yeterlidir.
Trafik kuralları yalnızca kanun maddelerinden ibaret değildir.
Aynı zamanda birbirimizin hakkına saygı göstermenin de bir yoludur.
Belki işe en kolay yerden başlamak gerekir.
Birbirimize ne yapacağımızı söylemekten yani sinyal vermekten…
Bu yazıyla birlikte trafik üzerine küçük bir yazı serisine başlamış olduk.
Nasip olursa önümüzdeki günlerde,
"Yeşil Işıkta Geçmenin Zorluğu Hakkında",
"Yaya Geçidinin Gizemleri",
"Kaldırımların Yeni Sahipleri" ve
"Dörtlü Yakınca Her Şey Serbest mi?"
başlıklı yazılarla bu konuları konuşmaya devam etmeyi planlıyorum.
Alvarlı Efe Hazretleri bir şiirinde der ki;
“Hazer kıl kırma kalbin kimsenin cânını incitme…”
İnsanız elbet, hepimizin hataları olabilir. Bu yazılarla hedefim kimseyi incitmek değil; daha güvenli, daha saygılı ve daha huzurlu bir trafik kültürüne katkı sunabilmektir.
Herkese kazasız ve huzurlu günler dilerim…
