Genel

Bir İçtimai Çözülme ve Maraz-ı Nisyan Portresi

Bir İçtimai Çözülme ve Maraz-ı Nisyan PortresiBir heyet-i içtimaiyyenin kaderi; yalnızca idarecilerin ahkâmıyla değil, kütlelerin sükût-ı ahlâkîsiyle şekillenir. Toplum piramidinin gövdesini...

16.10.2026 - 16:27 3 dk'da okuyabilirsiniz.
Bir İçtimai Çözülme ve Maraz-ı Nisyan Portresi
Fuat ÇOMAKLI
Fuat ÇOMAKLI
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Fuat ÇOMAKLI
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Bir İçtimai Çözülme ve Maraz-ı Nisyan Portresi

Bir heyet-i içtimaiyyenin kaderi; yalnızca idarecilerin ahkâmıyla değil, kütlelerin sükût-ı ahlâkîsiyle şekillenir. Toplum piramidinin gövdesini teşkil eden bir zümre, ömrünü ulvî mefkûrelerden ziyade elde ettiği refahın idamesi üzerine inşa eder. Bu kesim için mevcut hayat standardının muhafazası elzemdir. Adalet-i mahzazın tecellisi ve mazlumun ahı ise kendi kapısına dayanmadığı müddetçe uzaktan gelen akislerden ibarettir.
Bu irade teslimiyetinin temelinde ideolojik biatten ziyade; menfaat-ı şahsiye ve ataletin sağladığı sinsi bir memnuniyet yatar. Ne var ki iktisadi muvazene bozulup imtiyazlar zeval bulmaya başladığında, bu sükût çatırdar. Dün gayrının mağduriyetine gözlerini kapayanlar; bugün felaket kendi eşiklerine dayandığında adalet ve hukuku hatırlamak mecburiyetinde kalırlar. Zira insanoğlu, başkasının yangınını seyretmekte mahirdir; lakin alevler kendi ocağına sirayet ettiğinde nârın yakıcılığını idrak eyler.
Nitekim iktisadi buhranlar, bu maraz-ı içtimaiyyenin en berrak aynasıdır. Kütlelerin biriktirdiği emellerin zayi olması, yalnızca iktisadi bir hezimet değil; senelerdir muhafaza edilen sükût-ı zımnînin inhidamıdır. Başkasının hukuku pâyimal edilirken dilsiz şeytan kesilen vicdan, kendi menfaati zedelendiğinde feryad-ı figan eyler.
Üstelik bu krizlerin faturası her katmana eşit sirayet etmez. Servetini liman-ı emniyete sevk eden zenginane zümre için buhranlar geçici bir dalgadır; fakat bütün istikbalini tek bir ümit kırıntısına bağlayan orta tabaka için aynı dalga, ömrün hasılatını yutan bir tufandır. Bu sebeple iktisadi sarsıntı, toplumun biat ve sadakat haritasını da kökten tebdil eder.
İnanç düsturunu bayraklaştıran cemiyetlerde bu sorgulama, tasfiye-i vicdan diliyle tecelli etmelidir. Ancak unutulmaması gereken kaide şudur: Adalet, ucu kendine dokunduğunda hatırlanan bir ihtiyaç değil; gayrının başına geldiğinde de ihkak edilmesi gereken ilke-i mukaddesedir.
Erk sahiplerini ayakta tutan istinatgah-ı içtimai, büyük ihtilallerle değil; sinelerde biriken küçük tereddüt-i ahlâkî ile çözülür. Dün alkış tutanlar bugün sükûta gömülür, dün savunanlar bugün mesafe koyar. Bu tahavvül, zemin altındaki halının sessizce çekilmesi gibi zaman içinde tebellür eden bir çözülmedir.
İşte tam da bu noktada cemiyet için bir ümit-i halas doğabilir. Fakat bu ümidin hakiki bir tebeddüle tahvil olması; kütlelerin sadece kendi zayiâtına feryat etmesine değil, hukuk-ı umumiyeyi aynı kararlılıkla müdafaa etmesine bağlıdır.
Zulmet-i kötülük, vicdan-ı umumi uykudan uyandığında zeval bulur. Hakiki inkılap; kütleler konforları bozulduğu için değil, adaletin herkes için elzem olduğunu idrak ettikleri gün başlayacaktır.

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku