Genel

Sessiz Bir Vicdan Muhasebesi

Sessiz Bir Vicdan MuhasebesiBazen insanın yapması gereken en zor şey, başkalarını yargılamak değil, kendi vicdanının karşısına geçip kendine dürüstçe hesap sormaktır. Çünkü hayatın getirdiği...

06.11.2026 - 09:25 4 dk'da okuyabilirsiniz.
Sessiz Bir Vicdan Muhasebesi
Fuat ÇOMAKLI
Fuat ÇOMAKLI
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Fuat ÇOMAKLI
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Sessiz Bir Vicdan Muhasebesi

Bazen insanın yapması gereken en zor şey, başkalarını yargılamak değil, kendi vicdanının karşısına geçip kendine dürüstçe hesap sormaktır. Çünkü hayatın getirdiği bazı ağır soruların cevabı dışarıda değil, insanın kendi kalbinin en kuytu köşesinde saklıdır.

Sahi, biz ne zaman bu kadar değiştik? Ne zaman bir başkasının sızısı bizi ilgilendirmez oldu? Bir zamanlar komşusu açken tok yatmayı içine sindiremeyen, bir insanın feryadını duyduğunda yüreği titreyen ,haksızlığa dur diyen,sadece uzak coğrafyalardiki değil en yakınımızda ki zulme karşı gelen ses çıkaran ,zulme rıza zulümdür anlayışını benimseyen bir iklimin çocuklarıydık. Hangi ara rüzgâra göre yön değiştiren menfaatlerimiz, içimizdeki o saf merhametin önüne geçti? Hangi ara durduğumuz mahalleleri, yalın hakikatin önüne koyduk?

Gözümüzün önünde hayatlar dağıldı, yuvalar parçalandı; insanlar işini, aşını ve özgürlüğünü kaybetti. Bütün bunları duyduk, bildik, belki de en yakından şahit olduk. Ama kaçımız, haksızlığa uğrayanın kimliğine veya fikrine bakmadan, sadece "insan" olduğu için elinden tutabildik?

Zulüm ve haksızlık, sadece onu başlatanların gücüyle değil, ne yazık ki ona karşı sessiz kalanların o derin suskunluğuyla da büyür. Haksızlığı yapanın kim olduğuna bakarak sessizliğe bürünmek, adaleti kendi kişisel terazimize göre ölçmek, insanın en başta kendi vicdanını yaralar. Çünkü biliriz ki, haksızlığa göz yummak, o karanlığın büyümesine ortak olmaktır.Daha da incitici olanı, dilden düşürmediğimiz ahlakı ve savunduğumuz adaleti hayatımızın içine, davranışlarımıza taşıyamadık.

Gücü elinde bulunduranlar yanılmaz olduklarına inandı; oysa hiçbir makam, hiçbir unvan ve hiçbir aidiyet insanı kusursuz kılmaz. Başkasının evine düşen ateşi, kendi kapımıza dayanmadığı sürece hep uzak bir ülkenin meselesi gibi izledik. Bugün yaşadığımız o toplumsal güvensizliğin ve birbirimize duyduğumuz inanç kaybının faturasını sadece dışarıda arayamayız.Bir haksızlık karşısında başımızı çevirdiğimizde gerçekten ne kazandık? Doğru olmadığını bildiğimiz halde sessizce geçiştirdiğimiz her anla, insanlığımızdan neler eksilttik?

Unutmayalım ki, bugün başkasının hakkını titizlikle korumayan bir anlayış, yarın kendi hakkını savunacak bir vicdanı da etrafında bulamayabilir.Günün sonunda makamlar, servetler, unvanlar ve o geçici alkışlar geride kalacak. Geriye sadece nasıl bir insan olduğumuz, elimizde bir imkan varken kime nasıl davrandığımız ve bir insanın gözyaşı karşısında kalbimizin atıp atmadığı kalacak.

Öyleyse henüz vakit varken aynaya bakalım. Başkalarının kusurlarını parmakla saymadan önce, kendi içimizdeki o eksiklikleri görelim. Belki dünyadaki bütün eğrilikleri düzeltecek gücümüz yok ama en azından bir haksızlığa omuz vermemeyi, doğrunun yanında saf tutmayı ve kul hakkından ürpermeyi başarabiliriz.

Öyle biz bu hayatta sadece kendi yaptıklarımızdan mı sorumluyuz, yoksa yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan, söylememiz gerekirken sustuklarımızdan da mı?Çünkü bir toplumun en büyük felaketi, vicdanını kaybetmesidir. Ve insan, vicdanını kaybettiğini fark ettiğinde değil; kaybettiği halde hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ettiğinde asıl tükeniş başlar.

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku