Sözün Mevsimi
Doğanın kalbi, insan ruhuna ayna tutan dilsiz bir mürşittir. Dikkatle bakıldığında görülür ki dağlar, rüzgârın hangi vadiden eseceğini önceden sezer ve heybetini ona göre konumlandırır. Nehirler ise önlerine çıkan her kayaya öfkeyle çarpmaz; bilirler ki sertlik kırılır, yumuşaklık ise yolunu bulur. Bu yüzden bazen usulca kıvrılır, bazen sabırla yön değiştirir; fakat hiçbir zaman denize kavuşma ülküsünden vazgeçmez. Asırlık çınarlar da her fırtınaya meydan okumayı marifet saymaz; dallarını rüzgâra emanet ederken köklerini toprağın derinliklerine salarak ayakta kalmayı seçer. Tabiat, insana yalnızca göz alıcı bir güzellik sunmaz; her yaprağın kıpırtısında, her damlanın akışında kadim bir hikmet fısıldar.
Bu hikmeti en berrak hâliyle Palandöken'in doruklarında, Ejder Tepesi'nin serin yellerinde ve Karasu Nehri'nin vakur akışında görmek mümkündür. Erzurum yaylalarının ferah nefesi yalnız ciğerleri değil, ruhu da arındırır. Zemherinin donduran ayazı ise insanı yıldırmaz; aksine sabrı, metaneti ve umudu öğretir. Çünkü bu şehir bilir ki en uzun kışın ardından mutlaka bahar gelir.
Belki de bunun içindir ki Erzurumlu, Palandöken kadar vakur, Karasu kadar berraktır. Sabrı, zemherinin uzun geceleri gibidir; acele etmez, hükmünü mevsimine bırakır. Fakat bu sabır asla teslimiyet değildir. Arsıza, hırsıza, namussuza ve sahtekâra yüz vermez; doğruyla eğriyi aynı terazide tartmaz. Buna karşılık yolda kalmışın yoldaşı, yoksulun kapısı, darda kalmışın umudu olur. Yayla rüzgârı nasıl serinliğini ayrım yapmadan herkese ulaştırıyorsa, Erzurum insanının merhameti de ihtiyaç sahibini ayırmaz. Ayrık fikirler, kirli niyetler ve hoyrat eller bazen zamanı, mevsimi ve mekânı gölgeleyebilir. Fakat bahar geldiğinde kar nasıl eriyip toprağın hakikati ortaya çıkıyorsa, hakikat de günü geldiğinde bütün berraklığıyla görünür.
Gökyüzünün hâkimleri bile bu ilahî nizamın dışına çıkamaz. Bir kuş, sonsuz maviliğe kanat çırpmadan önce havayı koklar, rüzgârın yönünü yoklar. Mağrur kartal dahi en yüksek zirveye rastgele yükselmez; hava akımlarını tanır, bulutların sessiz dilini okur. Çünkü bilir ki basiretten mahrum bir cesaret kanadı kırar; akıl ve ferasetle yoğrulmuş cesaret ise ufku genişletir, menzili büyütür.
İnsan da yaşadığı çağın ve içinde bulunduğu toplumun iklimini doğru okumalıdır. Baharın dilini bilmeden toprağa bırakılan tohum çürümeye mahkûmdur; zemheride meyve beklemek ise beyhude bir hayaldir. Her mevsimin kendine mahsus bir hükmü, her rüzgârın ayrı bir sesi vardır. Vakti gelmeden açan bir çiçek ilk ayazda nasıl solup gidiyorsa, zamanın terazisinde tartılmadan söylenen söz de çoğu zaman maksadına ulaşamaz.
Ne var ki mevsimi gözetmek, rüzgâra göre yön değiştiren bir omurgasızlık değildir. Tabiata yön veren değişmez bir kanun vardır: Güneş, kara bulutların ardına gizlense de ışığından vazgeçmez; dağ pınarı, önüne yığılan kayalara rağmen berraklığını kaybetmez. İnsan da doğruluğunu hiçbir devrin şartlarına, hiçbir gücün gölgesine teslim etmemelidir. Özü neyse sözü de o olmalı; dilinden dökülen her kelime, dağlardan süzülen bir pınar kadar duru ve temiz kalmalıdır.
Fakat doğruluk da hikmetle yürüdüğünde kemale erer. Muazzam ormanlar bütün çiçeklerini aynı gün açmaz. Bülbül, en güzel nağmesini baharın en olgun vaktine saklar. Meyve, dalında olgunlaşmadan koparıldığında ne tadını bulur ne de kıymetini. Söz de böyledir. Hakikati bilmek fazilettir; fakat hakikati en faydalı zamanda, en zarif üslupla dile getirebilmek hikmettir. Çünkü tabiatın büyüsü yalnız renklerinde değil; o renkleri birbirine bağlayan ölçüde, sabırda ve ahenktedir. İnsan sözü de aynı ahengi yakaladığında kulaklarda kalmaz; gönüllerde kök salar, vicdanlarda yankılanır ve zamana meydan okuyan bir iz bırakır.
Sözün de her tohum gibi bir mevsimi vardır. Zamansız ekilen tohum nasıl filiz vermezse, vakti gelmeden söylenen en doğru söz de çoğu zaman gönüllerde karşılığını bulmaz. Hikmet; hakikatten vazgeçmekte değil, onu mevsimini bekleyen bir tohumun sabrıyla, dağ pınarının berraklığıyla ve Palandöken yaylalarından esen serin bir rüzgârın letafetiyle söyleyebilmektedir. Çünkü doğru söz, gerçek kudretine ancak doğruluk, zaman ve üslup aynı ufukta buluştuğunda erişir. Bahar nasıl en sonunda zemheriye galip geliyorsa, hakikat de vakti geldiğinde bütün gölgeleri dağıtır; geriye yalnızca ışık, berraklık ve vicdanın sesi kalır.
