Genel

İki Uçlu Kalem: Bir Ucu Riya, Bir Ucu Hakikat

Kapısı, bacası, penceresi olan bir ev düşünün; bu eve nereden gireriz? Tabii ki kapısından. O kapının tokmağını çalmayı da bilmek gerekir; anahtarım ise "Riya". Kaba tabiriyle her türlü göst...

14.07.2026 - 10:53 3 dk'da okuyabilirsiniz.
İki Uçlu Kalem: Bir Ucu Riya, Bir Ucu Hakikat
Halime BİNGÖL
Halime BİNGÖL
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Halime BİNGÖL
Yazarın tüm yazılarını görüntüle


Kapısı, bacası, penceresi olan bir ev düşünün; bu eve nereden gireriz?
Tabii ki kapısından. O kapının tokmağını çalmayı da bilmek gerekir; anahtarım ise "Riya". Kaba tabiriyle her türlü gösteriş diyoruz; ancak ruhumu asıl yoran, insanların takdirini kazanmak uğruna kurgulanan o sahte tavırlar, o yapay hal ve hareketlerdir. Anlamını çok iyi bildiğimiz ama nefsaniyetimize yenik düştüğümüz bu hal, aslında ruhumuzu içeriden kemiren bir illet.

Bakara Suresi 264. Ayette apaçık belirtilmiştir ki: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın.”

Ayet nedir? Allah’ın kelamı, hakkın ta kendisidir. Kitapta yazılı olanlar bu denli açıkken, samimiyetin huzuru varken neden riya seçilsin? Eğer bir kalp riyakarlıkla kirlenmişse, manen oksitlenmişse ve o sahtelik kemikleşmişse; tövbelere rağmen o aynalardan vazgeçilemiyorsa, kurtuluş zordur. Unutmayın, riya ateş gibidir; temas ettiği ruhu yavaş yavaş karartır, çürütür. Bu yüzden, sürekli kendini övenlerden ve sizi övmekle meşgul olan o dalkavuklardan uzak durmalı, ruhunuzu korumak için aranıza mesafe koymalısınız.
Atalarımız ne güzel demiş: "Cahil ile etme ülfet; aklının miktarı yok. Sırtı çullu, kendi merkep; boynunun yuları yok." Kimse doğuştan Firavun değildir; tercihler seçile seçile o bataklığa saplanılır. Üstü başı riya ile kirlenen kişi, o kirleri kendine yakışan bir süs sanıyorsa, artık gözü hakikatten başka hiçbir şeyi görmez olur. Bu nefsani duyguları tomurcukken ezmek gerekir. Hani hep deriz ya; 6 duyu organımız var, altıncısı ise nefis. İşte ona uymamak, ona "dur" demek gerek. Çünkü gece ile gündüz nasıl aynı anda, aynı yerde barınamıyorsa; riya ve ihlas da aynı kalpte yan yana duramaz.

Ebu’l-Kasım Cüneyd bin Muhammed’in o meşhur sözüyle hatırlayalım: “İhlas, kul ile Allah arasında bir sırdır. Melek bilmez ki yazsın… Şeytan anlamaz ki bozsun, nefis görmez ki şımarsın.”

Neye niyet ederse insan, o zuhur eder. İhlas ise niyetten arınmış, şeffaf bir olgudur; perde olmaz, elle tutulmaz. Dil, ihlas kelimesini zikretse de kalp riyaya düşüyorsa, o yolun sonu hüsrandır. İhlasın olduğu yerde tevhid esastır; şüpheye düşmemeli, şirke davetiye çıkaracak eylemlerden şiddetle kaçınmalıyız.

Günümüzün dijital gürültüsü içinde ihlası korumak, sadece kalbin kendi içindeki bir sessizlik mücadelesi değil; ekranın diğer ucundaki binlerce yabancının sahte alkışlarına karşı verilen çetin bir direnç savaşıdır. Velhasıl, Allah’a kulluk ihlastan geçiyor. Samimi bir tavır sergilemektense, herkesin birbirine benzediği sahte bir sahnede figüran olduk. Belki de tek çıkış yolu; bu dijital kalabalıktan, o bitmek bilmeyen "izlenme" arzusundan "offline" olup, kimse görmediğinde, ekranlar karardığında gerçekte kim olduğumuzu kendimize hatırlatmaktır. Hakikat, ancak o yalnızlığın içinde kendine yer bulabiliyor.

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku