Genel Kültür

Zamansız Bir Teslimiyet: "Al Ömrümü"

Bazen bir türkü düşer geceye; ne bir fazla kelime söyler ne de eksik bir duygu bırakır geride. Kurulmamış cümlelerin, söylenmeye çekinilmiş sözlerin yükünü tek başına sırtlayıverir. Cevdet B...

14.10.2026 - 06:36 3 dk'da okuyabilirsiniz.
Zamansız Bir Teslimiyet: "Al Ömrümü"
Halime BİNGÖL
Halime BİNGÖL
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Halime BİNGÖL
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Bazen bir türkü düşer geceye; ne bir fazla kelime söyler ne de eksik bir duygu bırakır geride. Kurulmamış cümlelerin, söylenmeye çekinilmiş sözlerin yükünü tek başına sırtlayıverir. Cevdet Bağca’nın kaleminden dökülen; Kıvırcık Ali’den Yıldız Tilbe’ye kadar pek çok usta sesin ruh kattığı “Al Ömrümü”, tam olarak böyle bir sığınaktır. Bir müzik eserinden ziyade, insanın insana sunabileceği en hesapsız, en yalın vaattir.
​Günümüz dünyasında her şey adeta görünmez bir teraziye vuruluyor. İlişkilerimiz, dostluklarımız, hatta sevgimiz bile "ne kadar verirsem ne alırım" süzgecinden geçiyor. Herkesin kendini korumak için kalın duvarlar ördüğü, kırılmaktan korkup kabuğuna çekildiği bu ince hesaplar çağında; kalkanları indirmek büyük bir cesaret işidir. İşte tam bu yapaylığın ortasında fısıldanan o dize, çağın ötesinde bir sadakat başkaldırısı gibi durur:
​"Al ömrümü koy ömrünün üstüne,
Senden gelsin ölüm başım üstüne."
(Cevdet Bağca)
​Şair burada bir alışveriş yapmıyor. Elinde kalan en kıymetli şeyi, geri döndürülemeyecek tek hazinesini —zamanını ve yaşamını— bir başkasının varlığına hiç düşünmeden devrediyor.
​Gerçekten sevmek, sadece neşeyi ve güzel anları bölüşmek değildir. Sevmek, ötekinin kahrına da ortak olmak, onun kederini kendi omuzlarına alabilmektir. Türkündeki o ağır "ölüm" vurgusu, karanlık bir vazgeçiş ya da karamsarlık değildir kesinlikle. Aksine, bizim edebiyatımızın o köklü kabulleniş geleneğinden beslenir; sevdiğinden gelen her şeyi, derdi de kederi de baş tacı edebilme olgunluğudur.
​Bir dost sofrasında yahut bir radyo frekansında bu melodi aniden yükseldiğinde etrafı kısa bir sessizliğin kaplaması tesadüf değil. Çünkü o an herkes, kendi ömründen bir parçayı hiç çekinmeden kime feda edebileceğini düşünür içten içe. Hepimiz o hesapsız, dupduru bağın arayışındayız aslında.
​Belki de bu eserin eskimeyi reddetmesindeki sır tam olarak burada gizli: İçimizde taşıdığımız ama kelimelere dökmekte zorlandığımız o katıksız sevgiyi, tam da kalbimizin ortasına bırakıvermesi.

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku