İçimizdeki Tenhalığa Aşık mıyız?
Hayat önümüze birçok yol sunar. Bu yolları gözümüz görür, gönlümüz ister ama kader bazen bizi o yollarla buluşturmaz. Belki de bu yolların çoğu toplumun gözünde "yasaklı" kulvarlardır ama yine de bizi içine çeker. Büyüsüne kapılırız; içimizde o yollara çiçekler eker, dikenlerini görmezden gelmeye çalışırız. Yani o yollara aklımız gitse kalbimiz varmaz, kalbimiz gitse aklımız kabul etmez. Böyle durumlarda sessizce kendi tenhalığımıza sığınırız. Çünkü biliriz ki o tenhalık bizim için bir kalkandır, bu hayattan bir kaçış biletidir. Hani bazen "Anlatsak her şey bitecek, hafifleyeceğiz," deriz ya; ama anlatacak kalıpları bulup da o duyguyu bir türlü dile getiremeyiz. İşte tam o an fısıldarız kendimize: "Bizim en büyük yoldaşımız, içimizdeki tenhalığımızdır…!
Dünyanın kabul görmeyen her şeyini biz hep içimizde yaşarız. Kendimize ve hayata, başka bir dünyanın da mümkün olduğunu kanıtlar gibi... "Her şeyi içimizde yaşarız ve nefes alıp vermeye devam ettiğimiz sürece bu böyle olacak," der, yeri gelir kendi içimizde celali bir isyan çıkarırız. Sonra o sığındığımız tenhalıkta kendi krallığımızı ilan ederiz. Oraya kimseler dokunamaz, o kaleyi kimseler yıkamaz.
Yıllar geçer ve aslında bu tenhalığa aşık olduğumuzu anlarız. Üstelik bu bir kimsesizlik, bir yalnızlık çaresizliği de değildir; aksine kendimizle mutlu olduğumuz için, kendi yarattığımız o gizli ülkede huzuru bulmuşuzdur. Düşünelim bir; sadece biz ve bizim en sevdiklerimiz... ! Yasak yok, eleştiri yok; sadece biz, ruhumuz ve aşk…!
