İsimlerin bir anlamı yok bu konuda. Anlamlı olan tek şey: GÜVENSİZLİK.
Tam anlamıyla kime, nasıl güveneceğimizi bilmediğimiz bir çağda yaşıyor olmak çok zor. Akrabaya güveniyorsun; iki gün sonra arkandan dedikodunu yaptıklarını duyuyorsun. Komşuna güveniyorsun; iki gün sonra sebepsiz bir küslükle karşılaşıyorsun. Bir yardım kuruluşuna güveniyorsun; bir süre sonra dolandırıcı olduklarını öğreniyorsun. Dini bir oluşuma güveniyorsun; dini kendi çıkarlarına alet eden en âlâ istismarcıların orada olduğunu görüyorsun.
Bilinçli olan da var, olmayan da... Ama öyle bir zaman diliminde yaşamaya çalışıyoruz ki, bilinçli olmaktan başka çaremiz yok. İyice araştırmadan, detaylarını öğrenmeden hiçbir kuruluşa, hiçbir oluşuma adım atmamamız gerekiyor.Keza komşuluk da aynı, arkadaşlık da... Hiç kimseyi iyice ölçüp tartmadan gönlünüzdeki isteklerinizi, yaşadığınız geçmişinizi, evinizin sırrını anlatmayın. Güzellikten bahsedersiniz, hasetlik olur; kötülükten bahsedersiniz, gün gelir "Ona müstahak!" lafı havada uçuşurken gelip kalbinize çarpar.
Yaşanan ne olursa olsun, insanlık olarak en acı helak oluşlardan birini yaşıyoruz. Allah bizi güvensizlikle imtihan ediyor. Orta Doğu ve Türk kültürüne mal olmuş o meşhur "Bu devirde babana bile güvenme" sözünü; ne yazık ki tüm acı yanıyla, vurucu etkisiyle ve sarsıcı gerçekliğiyle iliklerimize kadar hissettiğimiz bir çağdayız.
Şimdilerde hepimiz o türküdeki gibiyiz adeta:
"Sağım yalan, solum yalan.
Giden yalan, dönen yalan.
Gördüm, baktım dünya yalan..."
