Ülkemizin her karışı çok kıymetli; ancak bir şehir var ki bastığın yerde vicdan azabı çekiyor, o azabın derin bir minnet duygusuyla gölgelendiğini hissediyorsun. Denizin maviliğinin, toprağın kahverengi tozunun ve şehitlerin kanının birbirine karıştığı o mübarek şehir...
Huzur arıyorsan denizi seyret, vatan arıyorsan toprağın tozuna karış, tarih arıyorsan şehitliklerde dalgalanan al bayrağı izle. 57. Piyade Alayı’ndaki o kanlı siperlerde burnuna gelen kan kokusunda, ecdadın için duaya durursun.
Arıburnu, Conkbayırı, Şehitler Abidesi, Anafartalar...
Binlerce acı hikâye, binlerce yok oluş var burada. Destan yazanların ardında gözü yaşlı kalanlar, üzerinden kaç asır geçerse geçsin asla unutulmayacaklar.
Çanakkale; boğazı geçilemediği gibi, yürekteki yarası da hiç geçmeyen şehir...
Yıllar geçiyor, nesiller değişiyor. İnsan en çok tarihinin üzerinin tozla kaplanmasından ve geçmişinin derin izlerinin silinmesinden korkuyor. Bugün Çanakkale destanını hatırlıyoruz; lakin sadece hatırlamak yetmiyor. Bu vatan uğruna toprağa düşmüş askere, yol gözlerken acı haberi alan yüreğe, babasız kalmış çocuğun yiten ömrüne layık olmak lazım.
Savaş anında cephede göğsünden çıkardığı Kur'an-ı Kerim'i okuyup Allah'tan cihadı dileyen, tüfeğinin tetiğine "Bismillahirrahmanirrahim" demeden basmayan vatan evlatlarından; bugün Kelime-i Tevhid bilmeyen, Kelime-i Şehadet’in omuzlara yüklediği manevi ağırlıktan haberi olmayan bir nesle kalmış olmak insanı kederle dolduruyor.
Allah; geçmişimize, atalarımıza, şehitlerimize ve tarih yazan tüm yiğitlere, hatunlara minnet duygusuyla nefes almayı nasip etsin bizlere. En önemlisi O’na layık olmayı, yolunda yolcu olmayı ve kendimizi ararken O’na kavuşmayı nasip etsin.
Tüm şehitlerimizin ruhuna bir Fatiha okuyup "Amin" dersek; geçmişimiz kıymet bulur, geleceğimize zırh olur.
