Sosyal medya hayatımıza girmeden önce herkesin günahı kendineydi. Nasıl olduysa artık her günaha hepimiz ortak ediliyoruz.
Eski zamanlarda da haram ve helal, günah ve sevap vardı elbet; ama herkesin günahı kendisi ile Allah arasındaydı. Olur da duyan, gören olursa bu sayı birkaç kişiyi geçmezdi. Ne yazık ki sosyal medya yüzünden artık durum böyle değil. "Keşfet" sekmesine bir giriyor, tanımadığımız en az onlarca insanın günahına şahit yazılıyoruz. Her hâlini aleni şekilde ortaya döken insanlar yüzünden tabiri caizse göz zinasına batıyoruz.
Ahirette önümüze hiç tanımadığımız insanların hesabı düşecek; "Falan kişi, falan yerde, falanla..." diye başlayan onlarca cümle duyacağız belki de. Kendi amel defterimizde yazmayan mekânlarda, görmememiz gerekenleri gördüğümüz için hesaba çekileceğiz; gitmediğimiz yerlerin, tanımadığımız insanların şahidi tutulacağız.
Bir hadis-i şerifte, "İşlediği günahları açığa vuranlar dışında, ümmetimin tamamı affedilmiştir..." diye buyruluyor. Bizlere bu uyarıyı yapan Allahü Teâlâ, şu zaman diliminde bu kadar şahidin huzurunda işlenen günahları affeder mi? Affetmek elbette Allah’a mahsustur, dilerse eder; ancak bu kadar şahidin olduğu o büyük mahkemede "Hâkim" olan Allah, hesaba çektiği kuluna, "Bu günahı nefsine yenik düşüp işledin, peki neden bu kadar insanı kendine şahit tuttun?" diye sormaz mı?
Rabbimizin sorgu suali eksiksiz ve adaletli olacaktır şüphesiz; ancak bu gidişle ahirette yaşın yanında kuru da alev alacak. "Ben orada değildim, görmedim, bilmiyorum" diyemeyeceğimiz kadar gözümüze sokuluyor tüm günahlar. Inancımızla, duruşumuzla, değer yargılarımızla zıt kutuplarda olan dünyaları izleye izleye akrabalık bağlarımızdan, sıla-ı rahimden bile uzaklaştık. Bırakın tanımadığımız insanlara laf edecek yüzümüzün kalmasını; kendi eşimizin, dostumuzun, akrabamızın vahim durumunu görmekten bitap düştük.
Eskiden günahın bile bir adabı, bir gizliliği vardı. Gün geçtikçe edepten yoksunlaşan insanlar, adaptan da mahrum kalıyor. Yaş, cinsiyet, evlilik ya da bekarlık... Bu kavramların hiçbiri artık insanları durdurmaya yetmiyor.
Zaman geçtikçe olgunlaşmasını beklediğimiz toplumumuz, ne yazık ki daha da yoldan çıkıyor.
Bizler ise yoldan çıkan o arabanın direksiyonu ne tarafa kırdığını çaresizce izleyen, yan şeritteki arabanın koltuğunda oturan yolcular gibiyiz.
Yarın o büyük kazayı araştıran mutlak adaletin ilk sorusu şu olacak: "Şahit var mı?"
Ve biz, hep birlikte cevap vereceğiz: "Evet, var."
