Adaletin terazisi ile medyanın sınırı arasındaki o ince çizgiyi irdelediğimiz yazı serimizin devamında masuniyet karinesinin klavyeden adeta katledildiği bir olayı konuşacağız. İlk yazımızda Narin Güran davası üzerinden, geleneksel medyanın ve televizyon ekranlarının hukuki süreci nasıl kurgusal bir şova dönüştürdüğünü ele almıştık. Bugün ise günümüzden biraz geriye, 2021 yılına gidecek ve tehlikenin çok daha kontrolsüz bir boyutuna, 'sosyal medya mahkemelerine' uzanacağız.
Dosyaları incelerken sıkça düşündüğüm bir gerçek var: Hukuk, doğası gereği soğukkanlıdır. Delillerin toplanması, adli tıp raporlarının beklenmesi ve tanıkların dinlenmesi zaman ister. Ancak dijital çağın hızına alışmış olan toplumun bu sükûnete sabrı yoktur; kitleler anında bir 'suçlu' bulmak ve o suçluyu anında 'infaz' etmek ister. İşte bu tehlikeli arzunun en yıkıcı şekilde ete kemiğe büründüğü vakalardan biri, Elmalı Davası'dır. Bu yazımızda, hukukun ağırbaşlı ve gerçeğe ulaşma amacının, Twitter’ın (X) hırçın ve sabırsız meydanlarında tamamen duygusal ve içsel şahsi duygularla, adalet bilincinden uzak bir şekilde, nasıl kurban edildiğini inceleyeceğiz..
Milyonluk Öfke
2021 yılında Antalya’nın Elmalı ilçesinde iki küçük çocuğun istismar edildiği iddiasıyla başlayan süreç, mahkemenin sanıkları adli kontrolle serbest bırakmasıyla bir "sosyal medya infiali"ne dönüştü.Yalnızca #elmalıdavası etiketi altında 952.197 paylaşım yapıldı ve bu paylaşımların 600 binden fazlası retweetlenerek devasa bir dalga oluşturdu ancak bu dalga, beraberinde hukukun en temel kalelerini de yıktı geçti. Bir suç isnadı altındaki her bireyin, bağımsız mahkemelerce suçluluğu sabit oluncaya dek "masum" kabul edilmesi gereken masumiyet karinesi, dijital meydanlarda yerini "suçluluk karinesine" bıraktı.
Resimlerin Gücü
Elmalı Davası’nı toplumun vicdanında "bitiren" unsur, çocukların yaşadıklarını anlattığı iddia edilen resimlerdi bu resimler sosyal medyada milyonlarca kez paylaşıldı ve halkın "cezalandırma" arzusunu perçinledi. Oysa o dönemde bazı uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları, bu resimlerin Çocuk İzleme Merkezi’nde (ÇİM) çizilen resimler olmadığını, davaya dikkat çekmek için çocuklara dışarıdan çizdirilmiş olabileceğini belirterek uyarılarda bulunmuştu. Duyguların kanunların önüne geçtiği noktada, gerçek delillerle sosyal medya kurguları birbirine karıştı.
Hedefteki Hakimler
Sosyal medya mahkemeleri sadece sanıkları değil, bizzat karar vericileri de yargılamaya başladı. Twitter’da açılan #elmalıdavasınınhakimikim etiketi, 20 binden fazla kullanıcı tarafından paylaşılarak görevli hakim ve savcıları doğrudan hedef haline getirdi.Bir hakimin görevi, kamuoyu baskısına değil, dosyadaki delillere ve vicdani kanaatine göre karar vermektir. Ancak Elmalı Davası sürecinde hakimlerin ve ailelerinin adreslerinin dahi paylaşılması, yargının "bağımsız görünme" zorunluluğunu ciddi şekilde zedelemiştir. Dijital linç kültürü, adaletin tecelli etmesini değil, sadece toplumun öfkesinin dindirilmesini talep eder hale gelmiştir.
"TikTok Dedektifleri"
Geleneksel medyanın aksine, sosyal medyada paylaşımların yapıldığı an aktif bir denetleme mekanizması bulunmamaktadır. Elmalı Davası’nda mağdur çocukların ve sanıkların açık isimleri, fotoğrafları ve adresleri fütursuzca paylaşıldı. Mağdur çocukları savunma gayesiyle yapılan bu ifşalar, aslında çocukların mahremiyetini ve geleceğini tamamen yok etti.
Ayrıca "TikTok dedektifleri" olarak adlandırılan ve hukuki bilgisi olmayan kişilerin ürettiği senaryolar, soruşturmanın gizliliğini ihlal ederek maddi gerçeğin ortaya çıkmasını zorlaştırdı.
Vicdan mı, Yasa mı?
Hukuk sistemimiz, duygularla değil; somut delillerle, tutarlı tanık beyanlarıyla ve adli tıp raporlarıyla işler. Elmalı Davası’nda toplum, dijital meydanlarda sanıkları çoktan asmıştı; ancak yargılama süreci 15 Kasım 2021’de sanıkların beraatiyle sonuçlandı.
Bu karar, sosyal medya mahkemesi ile gerçek mahkeme arasındaki uçurumu bir kez daha gözler önüne serdi. Eğer mahkemeler Twitter’daki beğeni ve retweet sayısına göre karar vermeye başlarsa, orada artık hukuk devletinden değil, "parmak sallayan kalabalıkların" otoritesinden bahsedilir...
Av. Nebi Emrah Şenlik
