Genel

Söz mü? Akit mi?

Bizim buralarda ağızdan çıkan bir söz, çoğu zaman kâğıda atılan bin imzadan daha kıymetli, daha bağlayıcıdır. Peki ama adliyenin kapılarından içeri girdiğimizde de işler böyle mi yürüyor? Ge...

19.04.2026 - 14:56 5 dk'da okuyabilirsiniz.
Söz mü? Akit mi?
Nebi Emrah ŞENLİK
Nebi Emrah ŞENLİK
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Nebi Emrah ŞENLİK
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Bizim buralarda ağızdan çıkan bir söz, çoğu zaman kâğıda atılan bin imzadan daha kıymetli, daha bağlayıcıdır. Peki ama adliyenin kapılarından içeri girdiğimizde de işler böyle mi yürüyor? Geçtiğimiz hafta IBAN dolandırıcılığıyla bilmeden nasıl suça ortak olduğumuzu yazmıştık. Bu hafta ise masaya çok daha derin ve hepimizin zaman zaman içine düştüğü o büyük çelişkiyi yatırıyoruz: İnsan ilişkilerimizde bizi koruyan şey söz mü, akit mi? Gelin, "Bizde ayıp olur" diyerek elden, belgesiz verilen borçların ve hatır için atılan imzaların, o halis niyetlerimizi hukukun soğuk yüzüyle nasıl baş başa bıraktığına hep birlikte bakalım.

Sözün Namus Sayıldığı Topraklarda "Ayıp" Korkusu

Bizim kültürümüzde, hele ki bu coğrafyada dostluk, akrabalık bağları çok başkadır. "Söz ağızdan bir kere çıkar" düsturuyla büyütülmüş insanlarız. Borç isteyen bir arkadaşımıza, iş kuracak olan kardeşimize ya da sıkışan komşumuza "Hele şu kâğıdı bir imzala, aramızda senet olsun" demek, adeta küfür etmek gibi, en büyük ayıp sayılır.

İnsan doğası gereği, karşısındakini kırmak istemez; toplum içinde "güvenilmez" ya da "paragöz" olarak etiketlenmekten çekiniriz. Birine yardım etmenin verdiği o manevi hazza odaklanırken, işin hukuki boyutunu tamamen göz ardı ederiz.

İnancımız "Yazın" Derken, Biz Neden Çekiniyoruz?

İşte tam bu noktada, o çok çekindiğimiz "ayıp olur" düşüncesinin aslında ne kadar yersiz olduğunu bize en güzel inancımız hatırlatıyor. Bizler, sevdiğimiz insanı kırmamak adına yazmaktan, çizmekten, kayıt altına almaktan kaçarken; Kur'an-ı Kerim'in en uzun ayeti olan Bakara Suresi 282. ayet (Müdayene Ayeti), bize tam aksini, hem de kesin bir dille emreder.

Allah azze ve celle, bu ayet-i kerimede meâlen şöyle buyurur: " Ey iman edenler! Belli bir vade ile karşılıklı borç alış verişinde bulunduğunuz vakit onu yazın. Hem aranızda doğruluğuyla tanınmış yazı bilen biri yazsın. Yazı bilen biri, Allah'ın, kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da yazsın. Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdırsın ve herbiri yazarken Rabbi olan Allah'dan korksun da haktan birşey eksiltmesin...." Hatta ayetin devamında, ticari işlemlerin ve şahitliklerin de kayıt altına alınması istenir ve bunun adaleti ayakta tutmak, şüpheye düşmemek için Allah katında en sağlam yol olduğu vurgulanır.

Yani Yüce Yaratıcı, aranıza şeytan girmesin, kardeşliğiniz bozulmasın, hak zayi olmasın diye "yazın" emrini verirken; biz kulların "kul darılır" korkusuyla bu emri es geçmesi, aslında kendi içimizde yaşadığımız koca bir çelişkidir.

"Ahmet Amca da Şahittir" Demek Hukukta Yetmiyor

Dışarıdan bakıldığında ne kadar naif ve güzel bir güven ortamı değil mi? Ama adliyenin kapılarından içeri girdiğinizde, o sıcacık güven ortamının yerini soğuk, katı ve tavizsiz hukuk kuralları alıyor. Kardeşi ev alacak diye kolundaki altınları bozdurup veren ablalar, "yabancıya gitmesin" diye arabasını arkadaşına teslim edip parasını elden peyderpey almayı kabul edenler... İşler ters gidip, o çok güvendiğiniz dostunuz "Benim sana borcum falan yok" dediğinde, başınızdan aşağı kaynar sular dökülüyor.

Mahkeme salonunda hâkimin karşısına geçip "Hâkim bey, yalan söylüyor, parayı elden kahvede saydım, Ahmet amca da şahittir" demek ne yazık ki sizi kurtarmıyor. Çünkü Hukuk Muhakemeleri Kanunumuz (HMK) bu konuda inancımızla aynı paralelde işler: Belirli bir meblağın üzerindeki her türlü hukuki işlemi yazılı belgeyle ispat etmek zorundasınız. Kanun önünde "ayıp" diye bir kavram yoktur, "delil" vardır. Şahitlerinizin samimi beyanları, yazılı bir belgenin yerini tutamaz.

Açıklama Kısmı Sizin Sigortanızdır

Mesai harcadığım bu meslekte en çok içimizi sızlatan davalar, koca koca ailelerin, yediği içtiği ayrı gitmeyen dostların mahkeme kapılarında birbirine düşman olduğu davalardır. Hakkını alamamanın verdiği o ağır psikolojik çöküntü, uğranılan maddi zarardan çok daha fazla yaralar insanı. "Ben parasına değil, enayi yerine konulmama üzülüyorum" cümlesini o kadar sık duyuyorum ki...

Peki ne yapacağız? Dostluğumuzu mu bitireceğiz, kimseye yardım etmeyecek miyiz? Elbette hayır. Ancak devir, iyi niyeti sağlam kazığa bağlama devri.

Birine borç verirken bunu mutlaka banka yoluyla yapın ve o dekontun açıklama kısmına "borç olarak verilmiştir" ibaresini eklemeyi unutmayın. Eğer elden bir işlem yapıyorsanız, mutlaka aranızda basit de olsa yazılı bir kâğıt düzenleyin. İnanın bu küçük notlar, kimseye hakaret değildir; aksine yarın öbür gün aranıza girebilecek nifak tohumlarını daha baştan kurutan, hem inancımızın emri hem de hukukun gereği olan bir güvencedir.

Büyüklerimiz "Söz uçar, yazı kalır" derken aslında yüzyılların tecrübesini aktarmışlar. Hukuk, iyi niyetinize değil, elinizdeki belgeye bakar. Dostluklarınızı korumak için, hakkınızı baştan güvence altına alın ki, yarın öbür gün hem paranızdan hem de dostunuzdan olmayın.

Av. Nebi Emrah Şenlik

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku