Genel

Fitneye Geçit Yok: "Bir Millet, İki Devlet" Ruhunu Korumak ve Sağduyuya Çağrı

Büyük Türk milletinin tarihi boyunca sınandığı virajlar, ancak köklü devlet aklı ve kardeşlik hukuku sayesinde aşılmıştır. Bugün de tam olarak, "bir millet, iki devlet" ilkesinden zerre kada...

14.10.2026 - 20:53 3 dk'da okuyabilirsiniz.
Fitneye Geçit Yok: "Bir Millet, İki Devlet" Ruhunu Korumak ve Sağduyuya Çağrı
Sefa ÇİÇEK
Sefa ÇİÇEK
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Sefa ÇİÇEK
Yazarın tüm yazılarını görüntüle


Büyük Türk milletinin tarihi boyunca sınandığı virajlar, ancak köklü devlet aklı ve kardeşlik hukuku sayesinde aşılmıştır. Bugün de tam olarak, "bir millet, iki devlet" ilkesinden zerre kadar taviz vermeden safları sıklaştırmamız, mukaddesatımıza ve ortak geleceğimize uzanmak isteyen niyetleri boşa çıkarmamız gereken hassas bir süreçten geçiyoruz.

Son dönemde kamuoyuna yansıyan başörtüsü (hicap) kısıtlamalarına dair tasarruflar, yalnızca lüzumsuz ve hatalı olmakla kalmamış; bu kararların ardındaki bölgesel ve küresel fısıltıların kime hizmet ettiği gerçeğini de açıkça gözler önüne sermiştir. Karşısında başörtüsü yasakları yüzünden onlarca yılı, nice neslin enerjisi heba olmuş bir Türkiye varken; kardeş Azerbaycan’da benzer sosyolojik kırılmaları tetikleyecek adımlar atmak ne akılla ne de tarih bilinciyle bağdaşır. Kendi milletinin inanç değerleriyle çatışmak, hiçbir devlete fayda sağlamaz.

Ne yazık ki bu yanlış kararın yankıları, iki başkent arasında kırıcı ve talihsiz beyanatların havada uçuşmasına neden oldu. "Biz parasını (pulunu) verdik, öyle aldık" türünden ifadeler ne kadar inciticiyse, buna karşılık "Karabağ’ı biz aldık"minvalinde dile getirilen üsttenci yaklaşımlar da bir o kadar hakkaniyetten uzaktır. Mesele para pul hesabı değildir; kriz anlarında kimin kime neyi satmaya dahi yanaşmadığı bir dünyada, Türkiye’nin tüm imkânlarıyla can kardeşinin yanında saf tutması bir ticaret değil, şeref meselesiydi. Aynı şekilde o topraklar için can veren Azerbaycan şehitlerinin aziz hatırasını siyasi tartışmalara malzeme etmek yakışık almaz.

En az yetkililerin dili kadar tehlikeli olan bir diğer husus ise sosyal medyadaki kontrolsüz öfkedir. Vatandaşlarımızın meseleleri genelleştirerek birbirini hedef alması, iki ülke arasındaki sarsılmaz birlik ve beraberliği baltalamaktadır. Binaenaleyh, atılan her ölçüsüz adım ve sarf edilen her fevri söz, yalnızca kapıda bekleyen fitne odaklarının ve bölgeyi ateşe atmak isteyen şer şebekelerinin ekmeğine yağ sürmektedir.

Bu krizin uhuletle ve suhuletle çözüme kavuşturulması şarttır. Bölgeyi, Kafkasya’nın hassas dinamiklerini ve Türk dünyasının ortak fikriyatını çok yakından tanıyan yetkin isimlerin inisiyatif alması elzemdir. Bu doğrultuda, Türk dünyası konusundaki birikimi ve yapıcı vizyonuyla bilinen Sayın Prof. Dr. Kürşad Zorlu’nun aktif bir diplomasi yürüterek sürece dahil olması büyük bir kazanım olacaktır. Hem Azerbaycan’daki bu talihsiz tasarruftan sağduyuyla geri dönülmesi hem de kardeşliğimizin daha fazla yara almaması adına, Sayın Zorlu gibi ehil isimleri kurumsal birikimleriyle bu sürece katkı sunmaya ve göreve davet ediyoruz.

Kardeşliğimiz pazar kadar değil, mezara kadardır. Şimdi öfkeyle değil, asırların mirası olan devlet aklıyla hareket etme vaktidir.

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku