KADIN....
Kadın…
Dünden bugüne adı değişen, sıfatı değişen, yeri değişen.
Kimi zaman ödül gibi görülen, kimi zaman ceza gibi yüklenen bir varlık…
Sahi, kadın kimdi?
Ne idi?
Doğuran…
Büyüten…
Koruyan…
Peki ya sonrası?
Tarihler, kadın üzerine çok şey yazdı. Ama çoğu zaman kadının kendi kaleminden değil, başkalarının kaleminden yazıldı bu yazgı.
Kimi toplumlarda kız çocukları toprağa diri diri gömüldü. Kimi zaman ise kadın baş tacı edilip omuzlara alındı.
Bir uçta değersizlik,
bir uçta kutsallık…
Ama ikisinin ortasında çoğu zaman kadının kendisi kayboldu.
Yüzyıllar boyunca kadın;
anne oldu,
evlat oldu,
eş oldu,
abla oldu…
Ama bir türlü sadece “kendisi” olmayı öğrenemedi.
Çünkü ona verilen kimliklerin arasında kendi kimliğini aramaya fırsat kalmadı.
Kadın fıtratı aslında bir ceylan gibidir.
Narin…
Kibar…
Ürkek…
İnce ruhlu…
Ama hayatın yükleri, beklentileri ve zorunlulukları o ceylanın omuzlarına öyle ağırlıklar koydu ki…
Bir gün fark ettik ki o narin ceylan,
bir aslanın cesaretiyle yürümeyi öğrenmiş.
Evini ayakta tutan,
çocuğunu büyüten,
acıya sabreden,
yıkılsa da yeniden ayağa kalkan bir güce dönüşmüş kadın.
Belki de mesele şuydu:
Kadın güçlü olmak istemedi.
Ama hayat ona güçlü olmayı öğretti.
Bugün hâlâ kadın;
rollerin, beklentilerin ve sıfatların arasında kendini arıyor.
Anne olarak,
eş olarak,
çalışan olarak değil…
Sadece insan olarak.
Belki de en büyük arayışımız bu:
Kaybolan kimliğimizi yeniden bulmak…
Ve o gün geldiğinde kadın ne yalnızca bir ceylan olacak,ne de yalnızca bir aslan.
Sadece kendisi olacak.
Ve belki de gerçek özgürlük tam o gün başlayacak.
Kaybolan kimliğimizi bulmak ümidiyle…
KADINLAR GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN...
ESRA ÖZTÜRK