Genel

Bir Şahsiyet İnşası.

​Geçen gün bir dost meclisinde kulakları çınladı; hani o her cümlesiyle bizi hem sarsan hem de kendimize getiren isimlerden bahsediyorum. İlber Ortaylı gibi, hayatını sadece kitaplar arasına...

14.03.2026 - 20:32 3 dk'da okuyabilirsiniz.
Bir Şahsiyet İnşası.
Halime BİNGÖL
Halime BİNGÖL
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Halime BİNGÖL
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

​Geçen gün bir dost meclisinde kulakları çınladı; hani o her cümlesiyle bizi hem sarsan hem de kendimize getiren isimlerden bahsediyorum. İlber Ortaylı gibi, hayatını sadece kitaplar arasına gömmemiş, o kitapları alıp sokağın vicdanına yedirmiş isimler... Aslında mesele sadece "çok bilmek" değilmiş, onu anladım. Mesele, o bilgiyi bir karakterle harmanlayıp, bir şahsiyet inşasına dönüştürebilmekmiş.

​Bugün "halka mal olmuş" dediğimiz o nadide insanlara baktığımızda, karşımızda sadece yürüyen birer kütüphane görmüyoruz. Biz onlarda, bu toprakların yorgun ama vakur vicdanını görüyoruz. Hoca’nın o meşhur "Türkiye’de her şey olabilirsiniz ama rezil olamazsınız" serzenişindeki derin hüznü ya da "Cehaletle savaşmak zordur çünkü cahil neyi bilmediğini bilmez" tespiti aslında bize bir aynadır.

​Gerçek bir entelektüel, bir toplumun sadece hafızası değil, aynı zamanda fırtınalı denizlerdeki pusulasıdır.

​Peki, neden birini bu kadar içten benimseriz?

​Cevabı aslında çok insani: Sahicilik. Robotik bir mükemmellik aramıyoruz biz; bazen bir azarı, bazen bir gülüşü, ama ille de o samimi dürüstlüğü arıyoruz. Bilgiyi bir üstünlük taslama aracı olarak değil, bir "medeniyet borcu" olarak ödeyenleri seviyoruz. Onlar ekrandan bize seslenirken sadece tarih anlatmıyorlar; bize estetiği, üslubu ve en önemlisi o unutulmaya yüz tutmuş "insan olma sanatını" hatırlatıyorlar. Hatta bir adım öteye gidip, "Gezin, görün, öğrenin; evde oturup dizi izlemeyin" derken aslında bize "hayatın hakkını verin" diyorlar.

​Sözünün arkasında binlerce yıllık bir mirasın ağırlığını hissettiren, ama bu toprağın en küçük derdiyle dertlenmeyi de ihmal etmeyen o "aidiyet" duygusu... İşte bizi birbirimize bağlayan asıl halat bu.

​Dijitalleşen, her şeyin "veri"ye indirgendiği ve gittikçe sığlaşan şu çağda, aslında hepimiz aynı açlığı çekiyoruz: Bilgiye artık bir tıkla, saniyeler içinde ulaşabiliyoruz; ama o bilgiyi bir yaşam biçimine, sarsılmaz bir duruşa dönüştüren o "insan kokusunu" hiçbir algoritma taklit edemiyor.

​Çünkü bir insanın ruhuna dokunmak için sadece akıllı olmak yetmez; o aklın bir kalbi, o kalbin de bir derdi olması gerekir. Tıpkı Hoca’nın dediği gibi: "Yorulmak diye bir şey yoktur, çalışmamanın verdiği ağırlık vardır." Biz o ağırlığı atmak için, bu samimi seslere her zamankinden daha çok muhtacız.

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku