Erzurum Gastesi Köşe Yazarı
Mine Aras Nalkıran
SARAYIMIZ EVİMİZ, HAZİNEMİZ AİLEMİZDİ
23.04.2026 - 14:30
11,029 Okunma
Günümüzün hızlı ve dijital dünyasında ne çok şeyi geride bıraktık... Artık ekmekler poşetli, oyunlar ekranlarda, komşuluklar ise sadece asansördeki kısa bir "Merhaba"dan ibaret. Oysa bir zamanlar hayat, sokak aralarındaki o bitmek bilmeyen oyunların neşesiyle doluydu.
Geçen gün eski bir fotoğraf karesine bakarken döküldü bu mısralar gönlümden. Hani o bakkala koşarken dizimizi kanattığımız, ama canımızın yanmasından çok oyunun yarım kalmasına üzüldüğümüz günlerin hatırına:
Çocuk kalmayı isterdik hepimiz;
Çocuk sesinden inciler dizdiğimiz,
Gözlere masumiyet gizlediğimiz,
Sevip sevildiğimiz o günlerimiz...
Bakkala koşarak gittiğimiz günler,
Eve dönerken ısırdığımız ekmekler,
Üstünden kalan parayla aldığımız kekler,
Annemizden yediğimiz o terlikler...
Şimdi dönüp bakıyorum da; saray gibi evlerimiz yoktu belki ama evlerimizi saray yapan kocaman bir huzurumuz vardı. Kalp kırmaktan korkan, komşu çocuğunun oyuncağına gıptayla baksak da paylaşmayı bilen bir nesildik.
Peki, şimdi ne yapmalı? O masumiyeti geri getiremeyiz belki ama o değerleri çocuklarımıza aşılayabiliriz. Toprağa dokunmayı, bir ekmeği bölüşmeyi, "O ne der?" diye kaygılanmak yerine olduğu gibi görünmeyi onlara biz öğreteceğiz. Çünkü bizim çocuklarımıza verebileceğimiz en güzel miras, kendi çocukluğumuzun o tertemiz ruhudur.
Yazımı şu mısralarla noktalamak isterim:
Evet, özlediğimiz her şey çok uzakta,
Ama çocuklarımız hemen yanımızda.
Güzel namına ne gördüysek hayatta;
Onlara aşılamak, bize en büyük şifa.
